ADEM MERMERKAYA İLE RÖPÖRTAJ

Sizi çizgilerden ötürü fazla tanımıyoruz. Bize kendinizi biraz açabilir misiniz?
Babam memur olduğu için çok sık dolaştık Türkiye’de. Konya’da başladık işte. Çankırılıyım ben aslen. Babamla beraber bir süre Konya’da kaldık. Sonra Kırşehir’e geçtik, Mucur’a. Oradan İstanbul’da okumaya başladım Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesinde. Bitirdikten sonra Mimar Sinan Sosyoloji’ye başladım. Son sınıftan atıldım. Sonrasında Almanya’ya gittim. Almanya’da Grafik Tasarım bölümünü okudum. Bitirdim, Almanya’da çalıştım bir süre. Londra’ya geçtim, Londra’da çalıştım bir süre. Daha sonra İstanbul’a geldim. İstanbul’da bir süre çalıştım …?... bünyesinde. Sonra Konya’ya geldim. Göçer bir hayat yaşıyoruz yani. Ben o yüzden kendimi biraz da göçebeye benzetiyorum. Göçebe bir hayat yaşadık ve kendi tabirimle de dünyanın merkezine tekrar geri döndük. Bakalım bundan sonrası nasıl olacak bilemiyoruz yani.
Peki hocam, bu göçebe hayatın size katkısı, getirileri, götürüleri nasıl oldu?
Aslında ben göçebe hayatı istedim. Şöyle bir şey var. Benim göçebeliğim şeyle başlıyor, Hakan Albayrak’ın “Hâlâ Pasaportunuz Yok mu?” diye bir yazısını okumuştum. Dedim ki; acaba benim niye pasaportum yok? Gidip bir pasaport çıkartmıştım kendime. Sonradan dedim ki, bir yazı okumuştum Erdem Beyazıt’ın bir şiirini okumuştum. Beni çok etkilemişti. Orada şey diyordu: Göçebe kuşlar, hani kalan kuşlardan -tam hatırlamıyorum da- daha mutlu yaşarlar hayatı diye, daha dolu dolu yaşarlar. O satır benim böyle bir şey yaptı. İki tane etkileyen olay var beni bu göçebelik konusunda. Hatta göçebeliğe yönelten olay var. Birincisi Hakan Albayrak’ın o yazısı. Beni gezmeye hani niye çıkıp dışarıları görmüyorsunuz. Bir de Erdem Beyazıt’ın göçebe kuşlar tabiri ben de gerçekten düşündüm yani. Güvercin şişmandır, sürekli bir yerde kalır, kış da aynı yerdedir, yaz da aynı yerdedir. Hayatının yeri bellidir, alanları bellidir, mekanı bellidir. Hani o şehirden de dışarı çıkmaz, o ilçeden de dışarı çıkmaz, hep oradadır yani güvercin. Fakat kırlangıçlar, Afrika’ya giderler, tekrar gelirler. Onların gördükleri, yaşadıkları çok fazla şey var. Ben de aynı şeyi kendim için dedim, niçin kalıp bir yerde hayatımı monotonlaştırayım ve hatta benim idealim Türkiye’ye dönmek değildi. Biraz da öyle oldu. Ben Uzak Doğu Asya’da yaşamayı düşünüyordum Londra’dan sonra. Ama bir şekilde Türkiye’de kaldık. Murat diye bir arkadaşım var ..?… çalışan. O rica etti bizim böyle bir bölümümüz var onun başına geçer misiniz diye. Ben de bir sene kadar orada görev yaptım. Ondan sonra tabi. Evlilik durumu oldu, Konya’ya geldim.
Karikatür çizmeye ne zaman, nasıl başladınız?
O herhalde şöyle bir soru olacak. Bütün karikatür çizenlerin cevabı galiba ortak. Ben biyografileri okuduğum zaman işte çocukluğumdan beri ne kadar kağıt bulursam hepsini doldururdum şeklinde. Bir de ailenizden sürekli fırça yerdiniz ya kağıtlar boşa gidiyor filan diye. Aynı şekilde biz de böyle evin duvarlarından işte ne bileyim kağıtlardan şuradan buradan başladık. Ve sürekli çizdik yani, çizmekten haz aldık, çizmek bizim kendimizi ifade tarzımız. Kendimizi ifade etmeye başladığımızdan itibaren de çizmeye başladık diyebilirim yani. Bunlar birbiriyle iç içe.
Peki hocam, karikatür esprisi bulabilmek için çizim yeteneği şart mı?
Karikatür esprisi bulabilmek için karikatür gibi düşünmek şart bence. Şimdi çok iyi espri yapan insanlar var. Mesela Cem Yılmaz çok iyi espri yapar, yani söz esprisi çok güzel yapar. Fakat karikatür esprileri çok zayıftır. Ben kendisini tanıyorum. Biz …?… çizerken o, …?.. çiziyordu. Kendisiyle görüşmüşlüğüm de vardı o zaman. Ben onun karikatürlerini hiç beğenmezdim espri olarak, karikatür mantığı olarak. Ama hep söz esprilerine dayalı karikatürleri vardı. Şöyle diyebilirim. İyi espri yapan insan iyi karikatür çizebilir mi, çizemez. İyi bir karikatür esprisi olan insan iyi bir karikatür çizmesi gerekiyor mu, hayır, gerekmiyor. Ama karikatür gibi düşünmesini bilmesi gerekiyor.
Bir karikatüristin kendinde geliştirmesi gereken nedir?
Bence olayın aslında şey var, görmek var. Bir karikatüristin ilk yapması gereken, görmeyi öğrenmesi. Karikatürist olarak insanların bir de şey var yani ben karikatüristi çöpçüye benzetiyorum. Bol bol toplamak gerekiyor. Sokaktan toplayacaksınız, insanlar nasıl giyiniyorlar, nasıl yaşıyorlar, nasıl konuşuyorlar aralarındaki diyaloglar nasıl gelişiyor. İşte onları topluyorsunuz topluyorsunuz onlardan siz bir ürün oluşturuyorsunuz. Yani bu manada karikatürist iyi bir çöpçüdür, iyi bir gözlemcidir. İyi bir karikatürist olmak için önce iyi bir gözlemci olmak gerekiyor bence. Bir de şu var tabi. İnsanın kendini beslemesi lazım her türlü. Çünkü siz kendinizi beslemezseniz, besleyemezseniz başka insanlara da bir şey veremezsiniz. O yüzden sürekli de beslenmesi gerekiyor bir karikatüristin.
Karikatürlerinizde hiç photoshop kullandınız mı?
Çoğu zaman photoshop kullanıyorsunuz. Neden? Çünkü sizin mekanlarınız farklı ve dijital ortamda hazırlıyorsunuz. Yani bilgisayarda zaten hazırlıyorsunuz. Ve photoshop’ta hazırlıyorum karikatürlerimi. Renklendirme için photosahop’a ihtiyacımız var. Karikatürlerimi bilgisayarda çiziyorum …?. vasıtasıyla. Her şey bilgisayarda olduğu için otomatik olarak photoshop da kullanıyorsunuz.
Tercihiniz renkli mi, siyah beyaz mı, hocam?
Ben aslında siyah beyaz çizmeyi seviyorum. Bizim yetiştiğimiz bir mektep var. O mektep …?.. oldu. her işin bir mektebi var. Bizim dergimiz, bizim mektebimiz …?... oldu. Ve bizim orada görevlerimiz belliydi. Biz çizimlerimizi siyah beyaz çizerdik. Şevki abi gelip balonlarımızı yazardı. Bir başkası …?… atardı. Bir başkası renklendirirdi. Herkesin görevi farklıydı. Böyle bir tarzda alıştığımız için siz de o tarzı benimsiyorsunuz. Ben şahsen siyah beyaz çizmeyi seviyorum. Ama renklendirmek de zevkli yani.
Çalışmalarını örnek aldığınız, sizi etkileyen sanatçılar oldu mu? Türkiye’de, dünyada keyifle takip ettiğiniz, hatta sizi etkileyen yazar ve çizerler desek ne dersiniz?
Şöyle söyleyelim. Benim yetiştiğim bir okul var. Çok sevdiğim iki abim oldu. Birincisi Şafak T.?… ikincisi Hasan Kaçan. İkisi de bize yardımcı oldular, bize yön gösterdiler, yol gösterdiler. Onların bana hayatımda çok büyük faideleri oldu. Mesela Hasan Kaçan’ın şu sözü benim çok hoşuma gidiyor: Hasan Kaçan bize şöyle derdi: iyi bir futbolcu olmak için çok iyi .?.. atmanıza gerek yok. İyi pas veriyorsanız, pas vermeye devam edin, derdi. Yani insanlar yapabildiklerini en iyi şekilde yapmaya çalışırlarsa sorun çözülür, gibi. Şimdi dünyada takip ettiğim bir çizer aslında yok. Fakat Mordilo(?)… var, meşhur bir çizer. Onun çizimlerini çok beğeniyorum. Esprilerini, anlatım tarzını çok beğeniyorum. Bunun haricinde dünyada takip ettiğim çizer sayısı fazla değil.
Doğu ile batı arasında kendinizi nerede görüyorsunuz?
Doğu ile batı arasında biz hep doğulu olduk galiba. Çünkü köklerimiz burada. Batıdan beslenmiş olabiliriz ama köklerimiz hep burada yani.
Türkiye mizahın neresinde, mizah Türkiye’nin neresinde? Gündem hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?
Bu sorunun cevabı gayet net aslında. Mizah Türkiye’nin bir parçası, Türkiyeli insanın bir parçası. Sonuçta mizahçılar da bu toplumun bir aynası diğer sanatçılar gibi. Eğer toplumun genelinde bir ahlaksızlık varsa o da mizahçılara sirayet ediyor. Eğer toplumun genelinde ahlaksızlık derken şunu kastediyorum, mesela müteahhit yol yapıyor. Malzemeden çalıyor. İşte ne bileyim başkası, doktor iş yapıyor fakat adamı özel muayenehanesine yönlendiriyor. Aynı mantık burada da var, mizahta da var. Mizahı yapan insanlar, üreten insanlar onlar da benim şahsıma göre malzemeden çalıyorlar. İşin kolayına kaçıyorlar. Yani bu iş düşünce işi. Yoğunlaşma işi fakat onlar daha kolay yollardan kaçak malzeme kullanarak bu işi yapıyorlar. Böyle bir sıkıntı var.
Türkiye’de mizah ne durumda hocam, nereye gidiyor, var mı?
Türkiye’de mizah var da yani çok iyi bir yerde olduğunu söyleyemeyiz benim bakış açıma göre. Bir de şöyle bir anlayış var galiba. Mizahçı solcu olur gibi bir anlayış var. Yani karikatürist solcu olur gibi bir anlayış var. Bu anlayışı hâlâ yıkabilmiş de değiliz yani. Gerçekten de karikatüristlerin büyük bir kısmı sol tandanslı oluyorlar. Müslümanlara hem yabancı hem de kindarlar. Bunun ikisi de var yani Müslümanlara, inançlı insanlara yabancı olmaları bir yana, diğer yandan bir de kin var, derin bir kin var onlarda. Mizahla beslenen insanlar da otomatik o şekiller oluşuyor yani kafalarında.
Konya’da mizah ve çizgi ne durumda?
Konya’da mizah ve çizgi… Böyle bir şey… Bu sorunun cevabı nasıl olmalı hocam sizce?
“Konya’da mizah dergisi çıkmalı.”
Şu anda henüz mizah dergisi çıkartmadık. İnşaallah çıkarttıktan sonra Konya’da mizah üzerine konuşabiliriz.
“Şimdi hocam, Ustura, Cıngar bizim uzun vadede çizgi, karikatür dergilerimiz çok uzun vadede yaşamadı, olmadı. Boş bir alan, olmalı diye düşünüyorum ben kesinlikle. Bu neden Konya olmasın. Konya’da mizah… Kim vardı, Hakan Albayrak mıydı? Bir dönem Merhaba gazetesinde çalıştılar burada. Çok da güzel şeyler yaptılar ama Konya biraz daha mümbit diyelim ama mazbut. Yetiştiriyor fakat elinde tutamıyor. Böyle bir sıkıntısı var. İnşaallah o arkadaşlar da sizin gibi dönüşü bu tarafa olur, Konya’ya olur. Burada bir kale oluşturulur. Bir mizah kalesi oluşturulur. Temennimiz o yönde. Ustura güzeldi, Cıngar güzeldi. Ama devam edemedi.”
Şey var bir de. Mizah genelde doğu blok ülkelerinde gelişmiş. Mesela, karikatür yarışmalarında birinci olanlar işte doğu blok ülkeleri oluyordu. Eskiden öyleydi. Şimdi biraz daha olaylar değişti. Çünkü baskı altında olan insanlar, ezilen insanlar daha fazla mizah üretiyorlar. Aslında Türkiye’de ezilen insanlar, Müslümanlar. Yani İslamî kesim ezilen insanlar. Fakat Müslümanların mizah üretememesi, hani mizah bir şekilde nedir? Dolaylı yoldan kendini anlatmak sanatıdır. Bir şekilde sen mazlum konumundasın. Buna rağmen hâlâ mizah üretemiyorsan burada bir sıkıntı var bence.
Hanzala tesiri… Hocam böyle bir durum var. Filistin örneği var. Karikatürle çok şeyler yapılabileceğine inanıyorum ben. Bir silah kadar kuvvetli olduğuna gücünün, tesir alanının.
Çok etkili olduğunu ben de düşünüyorum. Çünkü sizin çizdikleriniz insanların kafasına kazınıyor yani. Çizginin böyle bir ifade gücü var.
Mesela hocam bu gün kızınıza Dilaver Cebeci’nin Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi kitabını verdim. Allah rahmet eylesin. Geçen hafta kaybettik. Çağrı Cebeci’nin babası.
Arkadaşım Çağrı, evet.
Çok hoş, yani zevkle, keyifle üç dört defa okumuş olduğum bir kitaptı.
Ben Çağrı ile çok uzun zamandan beri tanışıyorum 95’ten beri. Fakat Dilaver Cebeci’nin onun babası olacağı aklıma gelmemişti.
O da ilginç. Şey gibi olmuş. İbrahim Demirci abisi Mehmet Demirci İlahiyat Fakültesinde İbrahim kardeş Mürsel ismiyle yazıyor. Öğrencilerine de İbrahim kardeşi tavsiye ediyor. “Bu adamı okuyun. Dili çok güzel kullanıyor.” diye. Yıllarca kardeşi olduğunu fark etmemiş. Sonradan ortaya çıkıyor, bu İbrahim kardeş kim diye. Kendisine soruyor. “Benim abi ya.” diyor.
Müslümanların uzun vadede mizah dergisi olmadı. Olmayacak mı?
Şimdi, aslında bu bir arzu talep meselesi. Müslümanların böyle bir ihtiyacı var. Müslümanların derken bu ülkedeki inançlı insanların böyle bir ihtiyaçları var. Bu ihtiyacı karşılayan bu güne kadar bir yapı olmadı. Aslında ben buradaki problemin kitlede olduğunu düşünmüyorum. Yani Müslümanlar mizah dergisi okumuyor, şöyledir, böyledir, diye düşünmüyorum. Asıl problem burada mizahı üretenlerde. Mesela bizim çalıştığımız çevrelerde, mizah dergilerinde, Ustura’da bizim gibi düşünenler hani İslamî duyarlılıkları olan insan sayısı azdı bak. Bizim inanç kesimine çıkan bir dergi, inançlı insanların okuduğu bir mizah dergisi. Fakat içerisinde çalışan insanların büyük bir kısmı, böyle kaygıları taşımıyorlar. Bu derginin uzun süreli olmasını bekleyemezsiniz. Cıngar’da da muhtemelen böyleydi. Yani bir kısmı böyle inanç kaygıları taşımayan insanlardı. Bizim herhalde şöyle bir problemimiz var. Biz üreten insanlar yetiştirirsek, mizah üreten insanlar yetiştirirsek otomatik olarak bizim bir mizah okuyan kitlemiz de olacak. Yani bizim ne zamanki bir dergi çıkartacak kadar karikatürümüz olur, karikatüristimiz olur o zaman da bizim cenahtan dergi almasını ve dergi takip etmesini bekleyebiliriz. Bence bunlar birbiriyle bağlantılı şeyler.
Yabancı yayınlarla iş yaptınız mı?
Hayır, yapmadım yabancı yayınlarla. Karikatür çizdim mi manasında söylüyorsunuz değil mi? Daha çok ben grafik alanında çalıştığım için karikatür pek çizmedim.
Kelimeler ve çizgi… Sizce hangisi?
Güzel bir soru. Eğer konuşabilseydik çizmezdik ya da biz susalım ki çizgilerimiz konuşsun. Yani biz genelde karikatüristler susup çizgilerinin konuşmasını isterler. Biz konuşabilseydik zaten çizgilerimizi konuşturma ihtiyacı hissetmezdik.
Karikatür haricinde nelerle uğraşıyorsunuz?
Grafikerlik yapıyorum karikatür haricinde. Benim mesleğim bu yani.
Hocam, kelimeler hakkında düşüncelerinizi alacağız. Kelimenin ilk çağrıştırdığı düşünceniz.
Çizgi?
Karikatürü çağrıştırıyor.
Kitap?
Kelime.
İmam Hatip?
İmam Hatip deyince direk mücadele gibi bir şey geliyor. Belki sakıncalı bir şey oluyor ama.
Öğrenci?
Öğrenci not gibi geliyor bana yani.
Ana?
Anne deyince aklıma kucak geliyor herhalde.
Mizah?
Mizah deyince izah geliyor yani. Çünkü mizahın özünde bizim hem sıkıntımız. Mesela şimdi bu odaya gelirken benim şimdi bir karikatür gördüm. Beni çok rahatsız etti. Bir şey olduğu zaman ben iki gün falan kendime gelemiyorum. Şu mahkeme kararı açıklanmasında kendime gelemedim iki gün. İki gün zihnimi bloke etti benim. Herkes bana şey diyor. “Artık suratın gülsün. Neredesin sen?” Hep şu soruyla muhatap oluruz biz mizahçılar, karikatüristler: “Sen burada mısın şu anda? Ne yapıyorsun? Dünyaya dön” filan gibi. Çünkü biz biraz daha farklı bir alemde yaşıyoruz gibi geliyor bana. Ki öyleyiz herhalde. Mesela iki gün benim kafamı meşgul etti. mms’de konuştuğumuz bir karikatürist var. O da bir çizgi çizmiş. Kendisi sol tandanslı birisi. Çizgisinde işte başörtülünün kafasından başörtüyü çekiyor. Kafasına anayasa kitabını koyuyor filan böyle. Yani onu şey yapmış başörtüyü filan da böyle biraz daha agresif bir tip çizmiş. Üzerine anayasa kitabını koymuş. Şimdi güya anayasayla başını kapatıyormuş gibi bir izlenim vermiş. Bu benim moralimi bozdu. Düşünmeye sevk etti. Ben de kendi kendime bir tane çizgi uyarladım kafamda tramvayda gelirken. Dokuz tane cüce, anayasa kitabını alt alta koymuşlar. Çıkıp başörtülü kızın başörtüsünü alıp çekiyorlar. Yani anayasa vesaire hukuk filan her şeyi ayaklar altına alıp direk maksat o başörtüyü çekmek. Ben de böyle bir şey kafamda kurguladım. Ya mesela biz buradayız ama beynimiz, kendimiz başka yerlerdeyiz diye düşünüyorum. Nerede kalmıştık en son? Mizah derken izah yani. İzah etmeye çalışıyoruz. Yani sonuçta bizim kafamızı meşgul eden bir şey var. Bu çizgiye ulaşmak için kafanda bir sürü şeyler oluyor. Bir süreç işliyor.makineler çalışıyor, çarklar dönüyor filan. Sonra bir çizgi çıkıyor ortaya.
Hanzala?
Filistin, diyelim.
Hasan Aycın?
Hasan Aycın deyince benim aklıma kıvrımlar geliyor. Onun meşhur kıvrımları vardı. Hasan Aycın da bize şöyle bir şey söylemişti. “Herkes çizer olamaz ama çizer olanlar çizer olmak isteyenlerdir.” diye çok veciz bir şey. Yani herkes çizer olamaz ama çizenlerin hepsi çizer olmak isteyenlerdir.
…
Dergi?
Dergi deyince saman kağıt geliyor aklıma.
Nasrettin Hoca?
…
Konya?
Etli ekmek desem ayıp olmaz değil mi?
Gurbet?
Gurbet, biraz göçebelik gibi geliyor bana.
Başörtüsü?
Bunun birçok çağrıştırdığı şey var aslında. Ama başörtüsü biraz daha hüzün çağrıştırıyor bana.
Son olarak hocam, karikatür çizmeye hevesli gençlere ne söylemek istersiniz?
Bu sorunun cevabı benim aklımda var. Yabancı dili öğrenmek için konuşmanız lazım. Konuşmadan yabancı dil öğrenen yok. Çizmeyi öğrenmek isteyen de çizecek. Yani çizmeden de çizim öğrenilmez. Konuşmadan konuşma öğrenilmez.
Hocam hiç yeteneği olmayan biri karikatürü becerebilir mi?
Ben bunun kesinlikle yetenek meselesi olduğunu düşünmüyorum. Burada kursumuza başlayan arkadaşlar var. Onların çok da iyi çizimi olmayanlar vardı. Kendilerini çok iyi geliştirdiler.
Şimdi hocam, ben daha öncesinde size söyledim. Ben de talibim. Derslerden dolayı fırsat bulamamıştım ama çocuklarla beraber biz niyet aldık. Ben de geleceğim inşaallah. Ben bir çöpten adam çizebiliyorum. Ama düşünüyorum, şöyle bir sıkıntım var. Espri üretiyorum ve içimden hep ah çekiyorum. Keşke çizebilseydim, bunu çizgiye dökebilseydim. Yazının tesiri farklı, çizginin tesiri daha farklı.böyle bir sıkıntım var. Çöpten adam çizebiliyorum. Olur muyum?
Olursunuz hocam. Yani ben burada olamayacağım diye inananlar haricinde herkesin olabileceğini düşünüyorum. Bir insan iman etmedikten sonra ben olamam diye iman etmedikten sonra herkes çizebilir.
Ben çizmenin yetenek işi olacağına inanmış olsam söylerim yani. Bu bir yetenek meselesi çizemezsiniz diyebilirim. Bu konuda bir sıkıntım yok. Ama ben bunun bir yetenek meselesi olduğunu düşünmüyorum.
Hocam, çok özel bir soru olacak da. Hakan Şarkdemir var. Şiir alanında kendisi. Sürrealist çizgileri var. Karagöz diye bir dergi çıkıyordu. Birkaç sayıdır çizgilerini görüyorum, çalışmalarını. Karikatürde böyle bir akım var mı? İşte sürrealist çizgi gibi, karikatür gibi. Şimdi mizah izah dedik. Sürrealist olduğu zaman izah ortadan kalkacak gibi.
Yani ben sürrealist bir akım olduğunu görmüyorum. Bir süreç var ama zannetmiyorum böyle bir akım. Yani Dünya’da da böyle bir akım görmüyorum.
Ben şahsen şöyle düşünüyorum. Bu ülkenin inançlı insanları olarak ikinci olma gibi bir lüksümüz yok. Yaptığımız işin hakkını vermek zorundayız diye düşünüyorum. O yüzden kendimizi iyi yetiştirmemiz gerekiyor yani. Önümüze birtakım engeller çıkartılıyor diye biz pes etmemeliyiz. Aksine bu bizi daha çok bilemeli yani. Bu yüzden ne yapmamız lazım? Öğrenelim yani, elimizden ne geliyorsa, elimizdeki imkanları sonuna kadar kullanalım.