Sat11182017

Last update05:30:48 AM GMT

Back Yazarlarimiz Zeynep Arpaci
Zeynep Arpaci
bir doğru'dan kaç "haklı" geçer? PDF Yazdır Email
Kısa Yazı
Yazan   
Perşembe, 26 Temmuz 2012 23:06
Zeynep Arpacı

Bir noktadan kaç doğru geçiyordu?

Sonsuz!

Ne çok “doğru” var. İlkokulda öğretmişlerdi daha, ama ne ütopik ve hatta ne fantastik gelmişti o zamanlar; o motto gibi, slogan gibi beynime, bilinçaltıma, bilinçüstüme, bilincimin bilmem neresine, benliğime işlenmiş cümle. Büyürken ben, karaydı tahtalar. Tebeşirler tozlu ve kalındı. Kalın ve tozlu tebeşirlerin “öğretmenin” elinde tahtaya bıraktığı orta halli bir yuvarlak olurdu ki güya o da noktaydı.

Sonra o noktayı baz alıp, hatta o noktayı göbek yapıp 360 derecelik bir açı oluşturacak şekilde etrafına gelişigüzel çizgiler çekerdi “öğretmenim”.

Öğretmenim, canım benim. Sadece ilköğretim hayatım boyunca bile 3 okul değiştirmiş olmama rağmen nokta her zaman orta halli, noktayı göbeğine alıp salkım saçak çizilen çizgiler ise hâl’den epeyce uzaktı. Uzaktı ama bilirdik biz, onların adının her birinin bir “doğru” olduğunu.

Sonra lise oldu. Başarısız geçti. Fizik, kimya, biyoloji, matematik hak getire. Ben yine de aklıma kazıdım ama bir ufacık ya da bir orta halli, hadi abartayım, bir kocaman noktadan –cüssesinin ebatı bizi bağlamazdı- sonsuz doğru geçtiğini.

Liseye geldim. “öğretmenim” oldu “hocam”. Parmak değil el kaldırıyorduk, daha cool’du el kaldırmak, aşağıdan, aşağıdan. Buna rağmen yani işte diyeceğim o ki, bütün bu değişimlere rağmen, öğretmene hocam dememe, parmak yerine arkadan ufacık bir eli hafif göğüste tutmama, eteğimi kısaltmama, saçımı açmama, kaşımı almama, âşık olmama filan rağmen, o bir noktadan hep sonsuz doğru geçti.

-Sonra büyüdüm.

Üniversitede konusu bile geçmedi.

-Sonra amerikaya gittim.

Hiç adı anılmadı.

-Sonra çalıştım.

Kimse bahseder olmadı.

-Sonra kovuldum.

Aklımın ucundan geçmedi.

-Sonra çok sevdim.

Ağlamaktan sorgulayamadım.

-Sonra zaman geçti. Çok zaman geçti. Çok giden oldu. Çok söven oldu. Çok susan oldu. Çok seven oldu. Geri gelen oldu.

-Sonra anladım işte. Geri gelende anladım. Herkes kendisine öğretildiği gibi yaşıyordu. Hepimize, o, okumaya başladığımız zamanlardan itibaren aynı “şey” öğretilmişti. “bir noktadan ‘sonsuz’ doğru geçer”

Ve 'doğru', hayatıma işlemiş, daha doğrusu hayatlara işlemiş müthiş bir metafordu! Hepimiz hiçbir zaman beğenmediğimiz eğitim sisteminin, birer “haklı” askerleriydik aslında. Hepimiz birer nokta olduğumuzu da yalnızca bu “noktada” kabul ediyorduk. Onun dışında hâşâ sırf içinde ‘nokta’ geçtiği için bile “nokta’lama işaretleri”inden herhangi biri olmayı göze alamazdık. Ne münasebet!

İşin içine “doğru” luk girince en tozlu tebeşirin bile vesile olacağı bir orta halli noktayı ‘benlik’e kurban edebilirdik.

Senin konuşman gereken yerde ve konuşman gereken zamanda susman, senin içinde kabul görmüş sonsuz “doğru”n'dan yalnızca bir tanesi idi. Benim doğrum ise; “senin” diye başladığım cümlemin içerisinde apaçık gizli idi.

Gerçek ne peki?

Hakikat ne?

Bildiğim tek şey, içimde sonsuz doğrunun olduğu ve kendi doğrularımı taşıyan küçücük hatta “hiç” kadar bir nokta olduğum. Hâsılı; bir nokta’dan sonsuz “haklı” geçer.

Haklı kim?

Hangimiz? z.a. isam- 12 mart 13.

Son Güncelleme: Salı, 12 Mart 2013 19:58
 
Bir Noktadan Kaç Doğru Geçer? PDF Yazdır Email
Kısa Yazı
Yazan   
Çarşamba, 13 Mart 2013 11:23
Zeynep Arpacı

Bir noktadan kaç doğru geçer?

Sonsuz!

Ne çok “doğru” var. İlkokulda öğretmişlerdi daha, ama ne ütopik ve hatta ne fantastik gelmişti o zamanlar; o motto gibi, slogan gibi beynime, bilinçaltıma, bilinçüstüme, bilincimin bilmem neresine, benliğime işlenmiş cümle.

Büyürken ben, karaydı tahtalar. Tebeşirler tozlu ve kalındı. Kalın ve tozlu tebeşirlerin “öğretmenin” elinde tahtaya bıraktığı orta halli bir yuvarlak olurdu ki güya o da noktaydı. Sonra o noktayı baz alıp, hatta o noktayı göbek yapıp 360 derecelik bir açı oluşturacak şekilde etrafına gelişigüzel çizgiler çekerdi “öğretmenim”.

Öğretmenim, canım benim. Sadece ilköğretim hayatım boyunca bile 3 okul değiştirmiş olmama rağmen nokta her zaman orta halli, noktayı göbeğine alıp salkım saçak çizilen çizgiler ise hâl’den epeyce uzaktı. Uzaktı ama bilirdik biz, onların adının her birinin bir “doğru” olduğunu.

Sonra lise oldu. Başarısız geçti. Fizik, kimya, biyoloji, matematik hak getire. Ben yine de aklıma kazıdım ama bir ufacık ya da bir orta halli, hadi abartayım, bir kocaman noktadan –cüssesinin ebatı bizi bağlamazdı- sonsuz doğru geçtiğini.

Liseye geldim. “öğretmenim” oldu “hocam”. Parmak değil el kaldırıyorduk, daha cool’du el kaldırmak, aşağıdan, aşağıdan. Buna rağmen yani işte diyeceğim o ki, bütün bu değişimlere rağmen, öğretmene hocam dememe, parmak yerine arkadan ufacık bir eli hafif göğüste tutmama, eteğimi kısaltmama, saçımı açmama, kaşımı almama, âşık olmama filan rağmen, o bir noktadan hep sonsuz doğru geçti.

-Sonra büyüdüm.

Üniversitede konusu bile geçmedi.

-Sonra amerikaya gittim.

Hiç adı anılmadı.

-Sonra çalıştım.

Kimse bahseder olmadı.

-Sonra kovuldum.

Aklımın ucundan geçmedi.

-Sonra çok sevdim.

Ağlamaktan sorgulayamadım.

-Sonra zaman geçti. Çok zaman geçti. Çok giden oldu. Çok söven oldu. Çok susan oldu. Çok seven oldu. Geri gelen oldu.

Sonra anladım işte.

Geri gelende anladım.

Herkes kendisine öğretildiği gibi yaşıyordu. Hepimize, o, okumaya başladığımız zamanlardan itibaren aynı “şey” öğretilmişti.

“bir noktadan ‘sonsuz’ doğru geçer”

Ve doğru hayatıma işlemiş, daha doğrusu hayatlara işlemiş müthiş bir metafordu!

Hepimiz hiçbir zaman beğenmediğimiz eğitim sisteminin, birer “haklı” askerleriydik aslında. Hepimiz birer nokta olduğumuzu da yalnızca bu “noktada” kabul ediyorduk. Onun dışında hâşâ sırf içinde ‘nokta’ geçtiği için bile “nokta’lama işaretleri”inden herhangi biri olmayı göze alamazdık. Ne münasebet!

İşin içine “doğru” luk girince en tozlu tebeşirin bile vesile olacağı bir orta halli noktayı ‘benlik’e kurban edebilirdik.

Senin konuşman gereken yerde ve konuşman gereken zamanda susman, senin içinde kabul görmüş sonsuz “doğru”ndan yalnızca bir tanesi idi.

Benim doğrum ise “senin” diye başladığım cümlemin içerisinde apaçık gizli idi.

Gerçek ne peki?

Hakikat ne?

Bildiğim tek şey, içimde sonsuz doğrunun olduğu ve kendi doğrularımı taşıyan küçücük hatta “hiç” kadar bir nokta olduğum.

Hâsılı; bir nokta’dan sonsuz “haklı” geçer.

Haklı kim?

Hangimiz?

z.a.

isam- 12 mart 13.

Son Güncelleme: Salı, 04 Şubat 2014 22:42
 
Kore Sineması Üzerine Birkaç Kelam PDF Yazdır Email
Sanat
Yazan   
Salı, 19 Haziran 2012 10:01
Zeynep Arpacı

Kore sineması üzerine birkaç kelam..

Dün gece olağan zapping esnasında denk geldiğim alzheimer konulu muhabbet kralına elimde kumanda dalmış iken, yakın tarihlerde de güzel bir gönül acılanması yaşamış ve hafıza sildirme teknikleri ile alakalı makalelerle boğuşurken aklıma başucu filmim geldi.

İsmi öyle iki saniyede telaffuz edilebilir değil, gerilimli ve aksanlı Amerikan yapımı bir şey hiç değil, Orta Çağ Avrupa’sını da anlatmıyor efendim. Random tuşlamışsın gibi sanki klavyeyi. O nedenle şuncağızları karalarken copy-paste denilen olaya dalıyorum.

Son Güncelleme: Cuma, 22 Haziran 2012 02:16
Devamını oku...
 
Oyna-ma Şıkıdım Şıkıdım PDF Yazdır Email
Siyaset
Yazan   
Salı, 03 Temmuz 2012 21:42
Zeynep Arpacı

Bir saat kadar önce Aziz Yıldırım ile alakalı, hâkim, kaleminin kıçını yedi. Isıra ısıra o kalemi, tahliye verdi. “Şikeci“ Yıldırım oldu adı çıktı. Yüz yıl mahpus yatsa ne olur? Yüz yıl deniz kenarında başkanlık yapsa ne olur..?

İsim leke yedi bi’ kere. Tecavüzcüyü de dışarı salan “adalet(!)” şikeciyi de salıverdi.(!)

Türk futbolu şikelidir değildir bilemem, futbol kulüpleri şike yapar yapmaz karışmam, Fenerbahçe büyüktür değildir beni ilgilendirmez. Takım da tutmam kaldı ki. Fenerbahçe’ye yolum bile düşmez. O nedenle en tarafsız hissiyatlarımı nakledeceğim an itibariyle.

Son Güncelleme: Salı, 03 Temmuz 2012 23:23
Devamını oku...
 
Savaş İyi Bir Şey Değildir Arkadaşım! PDF Yazdır Email
Siyaset
Yazan   
Cumartesi, 30 Haziran 2012 16:06
Zeynep Arpacı

“Çalıyorum kapınızı,

Teyze, amca, bir imza ver.

Çocuklar öldürülmesin

Şeker de yiyebilsinler.”

1956 - Nâzım yazmış.

Son Güncelleme: Cumartesi, 30 Haziran 2012 22:37
Devamını oku...
 


Sayfa 1 / 2

Baska Dergi Site Haritası

Günlük Gazeteler

  • Hürriyet
  • Milliyet
  • Sabah
  • Akşam  
  • Cumhuriyet
  • Posta
  • Radikal
  • Zaman
  • Haber Türk
  • Vatan

Sağlık

Düşünce

Seyahat

Kültür Sanat

Spor