Sat11182017

Last update05:30:48 AM GMT

Back Düsünce

BAŞKA DERGİ | DÜŞÜNCE

Kirletilmiş Yaşamlar

  • PDF
Hülya Özdamar

                                                                Canım Babam Ahmet Necmettin ÖZDAMAR’ın Anısına”           

Anaforlarda saklıdır yaşamın gerçeği

Yarını olmayan yalnızlıkların içinde savrulan

Yitirilmiş benliklerle durgun akan nehir örneği

Söz verilipte tutulmayan bugünler geleceğin simgesi

Add a comment

Birinin İyiliğini İstemek, İyiliği İçin Bir Şey Yapmak

  • PDF
Cem Uysal

Ana babalardan çokça duyulan bir sözdür bu: "Senin iyiliğini istiyoruz, senin iyiliğin için yapıyoruz." Çoğu ebeveynin inanarak ve içtenlikle uyguladığı bir davranış biçimidir. Çocukların da hareket kabiliyetini kısıtlayan bir dayatmadır. Yüreklerinin bir tarafına dokunur veya işler, karşı çıkmakta zorlanırlar anne ve babalarına. Ya da bu davranıştan tamamen sıkılır, tam isyankâr olurlar. Bir kısmı bütün yaşamları içinde arada derede bir ruh haliyle yaşar, Add a comment

Bir Noktadan Kaç Doğru Geçer?

  • PDF
Zeynep Arpacı

Bir noktadan kaç doğru geçer?

Sonsuz!

Ne çok “doğru” var. İlkokulda öğretmişlerdi daha, ama ne ütopik ve hatta ne fantastik gelmişti o zamanlar; o motto gibi, slogan gibi beynime, bilinçaltıma, bilinçüstüme, bilincimin bilmem neresine, benliğime işlenmiş cümle.

Büyürken ben, karaydı tahtalar. Tebeşirler tozlu ve kalındı. Kalın ve tozlu tebeşirlerin “öğretmenin” elinde tahtaya bıraktığı orta halli bir yuvarlak olurdu ki güya o da noktaydı. Sonra o noktayı baz alıp, hatta o noktayı göbek yapıp 360 derecelik bir açı oluşturacak şekilde etrafına gelişigüzel çizgiler çekerdi “öğretmenim”.

Öğretmenim, canım benim. Sadece ilköğretim hayatım boyunca bile 3 okul değiştirmiş olmama rağmen nokta her zaman orta halli, noktayı göbeğine alıp salkım saçak çizilen çizgiler ise hâl’den epeyce uzaktı. Uzaktı ama bilirdik biz, onların adının her birinin bir “doğru” olduğunu.

Sonra lise oldu. Başarısız geçti. Fizik, kimya, biyoloji, matematik hak getire. Ben yine de aklıma kazıdım ama bir ufacık ya da bir orta halli, hadi abartayım, bir kocaman noktadan –cüssesinin ebatı bizi bağlamazdı- sonsuz doğru geçtiğini.

Liseye geldim. “öğretmenim” oldu “hocam”. Parmak değil el kaldırıyorduk, daha cool’du el kaldırmak, aşağıdan, aşağıdan. Buna rağmen yani işte diyeceğim o ki, bütün bu değişimlere rağmen, öğretmene hocam dememe, parmak yerine arkadan ufacık bir eli hafif göğüste tutmama, eteğimi kısaltmama, saçımı açmama, kaşımı almama, âşık olmama filan rağmen, o bir noktadan hep sonsuz doğru geçti.

-Sonra büyüdüm.

Üniversitede konusu bile geçmedi.

-Sonra amerikaya gittim.

Hiç adı anılmadı.

-Sonra çalıştım.

Kimse bahseder olmadı.

-Sonra kovuldum.

Aklımın ucundan geçmedi.

-Sonra çok sevdim.

Ağlamaktan sorgulayamadım.

-Sonra zaman geçti. Çok zaman geçti. Çok giden oldu. Çok söven oldu. Çok susan oldu. Çok seven oldu. Geri gelen oldu.

Sonra anladım işte.

Geri gelende anladım.

Herkes kendisine öğretildiği gibi yaşıyordu. Hepimize, o, okumaya başladığımız zamanlardan itibaren aynı “şey” öğretilmişti.

“bir noktadan ‘sonsuz’ doğru geçer”

Ve doğru hayatıma işlemiş, daha doğrusu hayatlara işlemiş müthiş bir metafordu!

Hepimiz hiçbir zaman beğenmediğimiz eğitim sisteminin, birer “haklı” askerleriydik aslında. Hepimiz birer nokta olduğumuzu da yalnızca bu “noktada” kabul ediyorduk. Onun dışında hâşâ sırf içinde ‘nokta’ geçtiği için bile “nokta’lama işaretleri”inden herhangi biri olmayı göze alamazdık. Ne münasebet!

İşin içine “doğru” luk girince en tozlu tebeşirin bile vesile olacağı bir orta halli noktayı ‘benlik’e kurban edebilirdik.

Senin konuşman gereken yerde ve konuşman gereken zamanda susman, senin içinde kabul görmüş sonsuz “doğru”ndan yalnızca bir tanesi idi.

Benim doğrum ise “senin” diye başladığım cümlemin içerisinde apaçık gizli idi.

Gerçek ne peki?

Hakikat ne?

Bildiğim tek şey, içimde sonsuz doğrunun olduğu ve kendi doğrularımı taşıyan küçücük hatta “hiç” kadar bir nokta olduğum.

Hâsılı; bir nokta’dan sonsuz “haklı” geçer.

Haklı kim?

Hangimiz?

z.a.

isam- 12 mart 13.

Add a comment

Tasma

  • PDF
Kardelen Uysal

Her yerimiz tasmalarla kuşatılmış, kimisi düşümüze, kimisi dilimize, kimisi düşüncemize, kimisi kalbimize takılmış. Uçsuz bucaksız şeyler yerine, kısıtlamalar, gerçeğin küçük dilimleri ve yasaklar ve de baskılar konmuş önümüze yaşamamız için. Add a comment

KETLENMİŞ, KİLİTLENMİŞ HAYATLAR

  • PDF
Cem Uysal

                  Kimi hayatlar vardır kilitlenmiş ya da ketlenmiş. Hani masallar da vardır ya, anahtar kuyuya düşmüştür ya da bir canavar yutmuştur, bulmak zordur, ulaşmak büyük çaba ister, işte öylesi bir durum. Gerçi yaşam sahipleri (yani bu durumda bulunan trajedi kahramanları) çoğu zaman farkında değildirler bu kaybın. Onun için bir kısır döngünün içinde yaşar giderler veya bir labirentin içinde dolanıp dururlar. Ne döngünün ayırdındadırlar ne içinde debelendikleri labirentin. Kimi iş yaşamında kimi duygusal ilişkilerde kimileri de hem iş hem eşle yaşarken aynı hataları yapıp aynı olumsuz sonuçlarla biteviye karşılaşmaktan usanmazlar. Bu sanki bir kaderdir, yaşanmalıdır; öyleyse yaşanacaktır.

Add a comment

Beyaz Atlı Prens Değil Beyaz Kalpli Adam

  • PDF
Kardelen Uysal

Masallarda bir gariplik var. Kötü kalpli avcılar, fesat cadılar, garip huylu tilkiler.. Hep bir entrika ve gerilim hali bulunmakta bu masallarda. Beyaz atlı prenslerin, masum suratlı pamuktan kirpikli kızların olduğu bu hayalden ürünlerde, sonsuza kadar mutlu yaşamaya giden yolda, bin türlü tehlike atlatmaları gerekiyor. Biz neden masallardaki gibi bir yaşam istiyoruz acaba? Sonsuza kadar birlikte mutlu yaşama kısmına özeniyoruz biz en çok. Bir de masallarda aşıklar birbirlerini aldatmıyorlar, kötü şeyler söylemiyorlar, kalplerini kırmıyorlar birbirlerinin. Hep üçüncü kişilerden çıkıyor pislik. Hah bulduk işte yaşamla masal arasındaki iki farkı. Birincisi sonsuzluğa uzanan mutlu sonlar diğeri üçüncü kişiler. Oysa günlük hayatımızda sorunlar hep iki kişi arasında çıkıyor. Nerede görülmüş bir prensin aşık olduğu kadına ‘kaşar’ dediği, nerede duyulmuş bir prensin kafası bozulunca eski sevgilisini aradığı ya da seviyorum dediği kadına el kaldırdığı, suratını morarttığı. Belki de biz kadınların ‘beyaz atlı prens’ten kastı yakışıklı, nazik, kibar olmasından daha öte bir şeydir. Belki kadınların ‘beyaz atlı prens’ tanımı tamamen farklıdır. Biz kadınlar ülkesi, tacı, tayı olan bir prens istemiyoruz aslında, bizim istediğimiz beyaz kalpli adamlar. Atı ne yapalım biz o kalp bizi yaralama gücüne sahip olduktan sonra?

Add a comment

Diet-Cola Eşliğinde "Light"laşan Yaşamlar Üzerine Bir Deneme

  • PDF
Cem Uysal

Son yıllarda dünyamızı saran zayıflama çılgınlığı yiyecek tüketiminin yapısını değiştirdi. Belki de yiyecek tüketim sanayi dünyadaki tüketici alışkanlıklarını değiştirdi demek daha doğru. Durum ne olursa olsun artık hepimiz kilolarımıza dikkat ediyoruz. Aldığımız yiyecek ve içeceklerde karbonhidrat miktarını, kalorisini kontrol ediyoruz. Marketlerden tartılar alıyor, banyomuzda uygun bir köşeye yerleştiriyor, her gün tartılarak kilolarımızı kontrol altında tutmaya çalışıyoruz. Bu arada gün olmuyor ki raflarda yeni bir ürünle karşılaşmayalım. Light makarnadan diet-colaya kadar her ürünün bir aslı, bir de kilosuna dikkat edenler için 'hafif'i var. Bu gidiş sonunda hafif Adana kebap ve light-lahmacunla son bulur herhalde.

Çok değil bundan yirmi, yirmi beş yıl öncesine kadar böyle sorunlarımız yoktu. Atasözlerimiz o günkü yaşantımızın ideolojisine uygundu. Bir dirhem et bin ayıp örterdi. Can boğazdan gelirdi. Perhizlerimiz yalnızca hastalarımız içindi. Onlar da genellikle doktorlar tarafından verilen bu diyetlere atın ölümü arpadan olsun diyerek uymazlardı. Zaten karşı cinsle ilgili beğenilerimiz de ona göreydi. Erkeğin göbeklisi, kadının kalçalısı makbuldü.

Add a comment

Anlara Sıkışıp Kalmış Zaman ve Yabancılaşmanın Doruğu

  • PDF
Cem Uysal

  Son yirmi yılda hızla gelişen teknoloji karşısında eski yabancılaşma kuramları var olan durumu saptamakta, analiz etmekte yetersiz kalmaktadır. O teori bir ürünün üretim sürecinde, üreten işçinin ürünün tamamını değil de, sadece bir kısmını, küçük bir parçasının yaratmasının sonucunda üretenin yaptığı işe yabancılaşmasını anlatan bir bakış açısını taşırdı. Bugün durum gelişen teknolojiyle birlikte zaman ve yer açısından daha uç noktalara gelmiştir. Bazı sektörlerde bir ürünün değişik parçaları farklı kıtalarda üretilmekte, yaratanlar eserlerini ancak bir bütün olarak satış mağazalarında görebilmektedirler. Tabii ki, görebilirlerse veya görseler bile tanıyabilirlerse…

Add a comment

İçlerine Tanrı Kaçtığını Zanneden İnsanlar

  • PDF
Kardelen Uysal

Sizin içinize Tanrı mı kaçtı? Nasıl da sert hükümler dağıtıyorsunuz sağa sola böyle? En doğrusunu bildiğiniz ihtimali de nereden geldi aklınıza? Ah siz dünya tek renk olsuncular, ah sizi en doğruyu bilirimciler, ah sizi içkoşulları araştırmaya üşenen tembeller! Nasıl da kötü, iyi, akılsız damgalarınızı yapıştırıveriyorsunuz öyle? Nasıl da neyin sevgi neyin aşk olup olmadığını öyle ayırıveriyorsunuz. Ah siz zamanın tüm doğrularını yanlışlarını ve duygularını yaşamış gibi, hayat bir tek sizin elinizden geçmiş gibi nasıl da her şeyi ve herkesi kurallarınız aracılığıyla inceleyip sıfatlar takıyorsunuz öyle. Sizin ahlak kurallarınız, sizin insansızlığınız, sizin faşistliğiniz, sizin ayrımcılıklarınız, hastalık adı taktığınız insanlık halleri sayesinde, karman çorman oldu her şey. Sizin ahlak bekçiliğiniz, sizin ahlak töreleriniz, sizin kızlık zarlarınız, sizin kötü kalpleriniz derken bin bir sıfat oluştu. Add a comment

Baska Dergi Site Haritası

Günlük Gazeteler

  • Hürriyet
  • Milliyet
  • Sabah
  • Akşam  
  • Cumhuriyet
  • Posta
  • Radikal
  • Zaman
  • Haber Türk
  • Vatan

Sağlık

Düşünce

Seyahat

Kültür Sanat

Spor

Kısa Kısa Kitap

Dağı Delen Irmak

Book Review

Dağı Delen Irmak, Kemal Karpat’la yapılmış bir “nehir söyleşi”. Kemal Karpat, bu kitapta, tarihin anlam ve önemini, kendine özgü bir uslupla, herkesin anlayabileceği arı duru bir Türkçe ile  anlatıyor.