Sat12162017

Last update05:30:48 AM GMT

Back Kültür & Sanat

BAŞKA DERGİ | SANAT

Kırıntı/2

  • PDF
Tansel Kaya

Oyun parkındaki yerini kaybetmemek için son ana kadar çişini tutmaya yemin etmiş ufak bir piç inadıyla dikiliyorlardı. Minik morgu temizlemeyi yeni bitirmişlerdi. Yerleri çamaşır suyuna bulayıp iyice ovaladıktan sonra, ceset soğutucu dolaba rahat yerleştirilebilsin diye basamak olarak kullanılacak; sıradan, metal ve dikdörgen masayı parlattılar. Müthiş finale "merhum soğutma üstadı" adını haketmiş altı ölü kapasiteli makinacık kalmıştı. Parıldıyordu sonunda. Eğer ölü ölme işinde biraz geç kalabilseydi bu parıltıyı onu çağıran ışık bile sanabilirdi. Hani şu ilahî olan.

Onlar ilgi çekici görevlerine boğulmuşken hünerli bulutlar, renklerini çaldıkları gökyüzünü merasime uygun, koyu bir tona sürüklemişlerdi.

İşlerini bitirip etrafa saçıldılar. Kalabalık giderek artmaya başlamıştı. Yakınları cesedi beklerken, tam o an geldiğinde nasıl davranacaklarını, hüzünlü yüzlerini ne kadar buruşturacaklarını tasarlıyorlardı. Tonin tabutu mu yoksa bir türlü boşalamayan yağmuru mu beklediğine emin olamadı. Etrafına bakınmaya, gözlerde yalansız, yıkıcı ya da konumundan memnun birinin bakışlarını aramaya başladı. Beraber sarhoş bile olamadıkları yeni yetme bir ceset için, hiç yoktan yere matem maskesi takmış görevdaşlarıyla çevrelenmişti. Sanki üzerine yapış yapış bir hüzün balgamı atmaya hazırlanıyorlardı. Toninse bu sıradanlığın tam ortasında, dudaklarına, tüm dişlerini sergileyebilecek bir sırıtış yerleşmesin diye dilini ısırmakla meşguldü. Aklına bir kase vanilyalı dondurma bulma umuduyla, merhum soğutma makinasının kabin kapaklarını her açısında yaşadığı hüsran geliyor, böyle yersiz bir beklentiye sahip olabilmesi onu gülümsemeye zorluyordu. Eğer geceleri ürkek adımlarla morga giren ve kabinlerin birinde sakladığı vanilyalı dondurmasını kaşık kaşık midesine gömen bir adam olsaydı, onunla mutlaka tanışmak isterdi. "Lanet olsun," diye mırıldandı. Ortada ne dondurma ne de ceset vardı. Hem de tüm tatlılara duyduğu tiksintiyi dondurmalara da yakıştırırken.

Muhtemelen o ceset yanında dikilenlerden daha samimi daha içtendi. Büyük planlardan yakasını sıyırıp kravatlı putperestlere, gece kulubü yosmalarına, kumarbazlara ve ayyaşlara aldırmadan uzanacaktı serin toprağa. Şanslı piç kurusu! Sırasını çalmış, önlere kaynamıştı. Şimdi tanrıların barbut attığı bu lanet şehirde, talihinin dönüp de sırasının geleceği anı beklemek zorundaydı. Toprağa ondan önce uzanan her beden, sanki Tonin'den bir parça çalıyor ve üstüne pis pis sırıtıyordu.

Burada ne yaptığını, bu boktan işe neden bulaştığını anımsamaya çalıştı. Devleti ona kanunların gerekli gördüğü bir kaç ceza kesmişti hatta bonkörce davranıp epey zaman konaklama sorunuyla bizzat ilgilenmişti. Dışarıya adım atar atmaz içkilere ihtiyacı olduğunu hatırlamış, bunun içinde paranın epey önemli olduğunu anımsamış, onu kabul edebilen işlerin arasında en prestijli olan morgda temizlikçiliği bu sayede kabullenebilmişti. Pek tutulan bir iş olmasa da beklediği kıvılcımı yakalayıp sigarasini yakana kadar, birkaç plak alıp sarhoş olmasına yetecek kadar kazandırıyordu.

Cezaevine son tıkıldığında gerekçe olarak mütecaiz sarhoşluk, özel mülke zarar, güvenlik güçlerine saldırı -en önem verdikleri buydu- gösterilmişti. Sicili göz önüne alındığında işler daha da çığrından çıkmış, sıradan bir sarhoşluk ve olağan seksle bitecek bir gece hücrede sonlanmıştı.

O geceden hatırlayabildiği son şey polis aracına tıkıştırılırken gözüne çarpan, gecenin o vaktinde neden gezindiklerini anlayamadığı ufak bir velet ve güzel göğüslü annesinin delici bakışlarıydı. Önce kadınlar ve çocuklar diye geçirmişti içinden kafasını polis otosunun kapısına gömdükleri sırada, neden bu bayat kural o anda işlememişti ki. Üstelik kadının kolaylıkla hamile bırakılıp yeni bir öncelik kazanma ihtimali bile varken.

Şu an ise, toplum soytarılarının tabiriyle özgürdü. En azından bir süre için. Özgür bir morg temizleyicisi. Bu ona komik geliyordu. Merasimin sonuna kadar kalması gerekmiyordu. Görevdaşları çoktan evlerine yollanmışlardi bile. Yine de o kalıp izlemeye karar vermişti. Bu hüzünlü anlar ona daha da umursamaz olabilme yeteneği kazandırıyordu. Müthiş bir vucudu olan ve herkesten çok daha az acısını belli eden, siyah dar elbiseli kızıl bir kadın dikkatini çekmişti. O sahnedeymiş gibi davranmıyor, yıpranmışlığını teşhir etmiyordu. İçtendi ve kırılganlığını içinde saklayabiliyordu. Kızıl saçları, başını örttüğü fuların yanlarından sızıyor ve her nasılsa ışıldıyordu. "Güzel parça" diye homurdandı. Umarım ceset soluk aldığı zamanlar bu kadının hakkını verebilmiştir.

Tonin de bir zamanlar evliydi. O da kadınının hakkını verememişti. Üstelik cenazesinde ağlayamamıştı bile. Acemi bir dul olan kızıla ve sırasını çalan bir türlü kendi merasimine gelemeyen piç kurusuna veda etmeye karar verdi.

Tembel bir hamleyle arkasına dönüp, yürümeye koyuldu. Karar verilmişti. Kendini evine iade edecekti. Sarhoşluğuna adanıp, birkaç plağı eskitip, arada çüküyle ilgilenicekti. Belki çabası bu gibi günleri unutmasına yardımcı olabilirdi. Birkaç dakikalığına bile olsa...

Add a comment

Suç ve Ceza İnsana Ne Yapar?

  • PDF
Kardelen Uysal

Babam küçükken, bir katilin bile sevilebileceğini, anlaşılabileceğini hatta savunulmaya hakkı olduğunu söylediğinde çok şaşırmıştım. Bildiğim yargı ve tanımlara göre katiller kötü insanlardı ve kötü insanlar acı ve ceza çekmeli, kimse tarafından sevilmemeliydi. O zamanlar, iç koşullar denen şeyden bihaberdim tabii. İç koşullar olasılığını düşündükçe, kibirli yargılarımı ve hükümlerimi kaybetmeye başladım. Sonra, Tolstoy’un “Onun kaleminini Tanrı tutuyor” dediği Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını okudum. Suç ve Ceza, en canavar sandıklarımızın bazen en insan olabileceğini gösterdi, gerçekten bir katilin dahi savunulması gerektiği fikrini anlayabilmeme neden oldu. Add a comment

Eşcinsellik ve 'Benim Çocuğum' Belgeseli Üzerine Röportaj

  • PDF
Kardelen Uysal

Ataerkil toplumumuzda, ataerkilliğini, gerici tavırlarını ve homofobikliğini de yanına alarak eşcinsellere yaşam alanı bırakmamakta ısrar eden bir toplumumuz var hala. Kendi doğrularını ve normal anlayışlarını ikiyüzlü bir ahlak bekçiliği maskesi altında direten, kabul ettiremediğinde sözlü ya da fiziksel şiddete başvuran kadınlara erkeklere sahip bu ülke. Cinselliğin bile hala tabu olduğu Türkiye’de bir de eşcinselseniz, tedavi olması gereken bir birey olup çıkıyorsunuz. Çünkü toplumun bilmiş bireylerine göre, hayatınızda bir vajina-penis uyumu yoksa siz derhal iyileşmelisiniz. Sadece sözleriniz, düşünceleriniz, politik görüşünüz değil cinselliğinizle de ‘herkes’e benzemelisiniz. Add a comment

Kırıntı/1

  • PDF
Tansel Kaya

Ter içinde, titreyerek uyandı. Sabaha karşı herhangi bir saatti. Onu gördüğü kâbus mu uyandırmıştı yoksa bir kâbusa mı uyanmıştı emin olamıyordu. Yine de, her nasılsa tahrik olmuş, sertleşmişti. Başka bir kanıta ihtiyacı kalmamıştı; kâbuslarını bile erotik bulabiliyorsa, keçilerini epeyce ürkütmüştü, hem de kaçamayacakları kadar. Gülümsedi Tonin. "Günaydın ufaklık, erkencisin."

Bazı geceler, tıpkı eskimiş bir kalp gibi tekleyen lambasının altında, yatağına uzanmış, buruşturup bir kenara attığı şiirlerine inat, şişelerce kendine bulanmışken bu lanet lakabı nasıl hakettiğini anımsamaya çalışır ve hiç başarılı olamazdı.

Add a comment

Paul Auster Türkiye'ye Gelse Ne Olurdu?

  • PDF
Kardelen Uysal

Geçen günlerde, Paul Auster Türkiye'ye gelmeyeceğini açıkladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise "gelmezsen gelme" diyerek cevapladı. Bu anlamsız polemikle ilgili bir yorumum yok. Ben Paul Auster Türkiye'ye gelse ne olurdu sorusunu kendime göre cevaplamak istiyorum. Add a comment

Bir Deliyle Röportaj

  • PDF
Kardelen Uysal

Biriyle röportaj yapmam gerekiyordu, İstanbul’un semtini iyi bilen biriyle. Röportaj yapacağım kişinin son gün işi çıktı ve ben ortada kalakaldım. Meşhur profiterolleri olan İnci’ye, ünlü Rüya Sineması’na, Beyoğlu Çikolatacısı’na gittim ve herkes beni reddetti. Sonra saçları çok garip bir adam gördüm ve o beni  tuhaf iç dünyasına konuk edince bu röportaj çıktı ortaya. Aşağıdakilerde en ufak bir abartı ya da ekleme yoktur. Zor bir röportajdı; çöp kamyonunu görünce kaçan ve beni kendisinin peşinden koşturan, bir fotoğraf çekimi için izin isteten, postmodernizmin saçından çıktığını iddia eden bir adamla röportaj yaptım çünkü. Okuyacaklarınız tamamen gerçektir. Add a comment

7

  • PDF
Tansel Kaya

Romanlarla kaplanmış masamın üzerinde, bulabildiğim ufak, boş bir köşesinde birşeyler karalıyordum. Son birkaç günümü Kerouac, Pavese, Celine romanları arasında bocalamakla, belki de bu kaçıkların benim sürekli kaçırdığım, tam göz ucumla yakaladım sanarken biranda yeniden yitirdiğim o lanet gerçeği, herşeyi yerli yerine oturtabilecek, toplum ucubelerinin kravatlı bir yaşam uğruna aramaktan korktukları ayrıntıyı bulabildiklerini umarak hibe etmiştim.

Add a comment

Yahuda

  • PDF
Tansel Kaya

2 Aralık

Ben tabuta hasret büyüdüm. Kaderini değil, kadehini arayandım. Çok önceleri de önceliksizlik tufanına yakıştırılandım. Yalansız, pazarlıksız, derinden, ta en derin o yerden bir şiir kuşanıp gözü kara yürürken bile, bana ‘biz’i’ öğreten olmadı hiç, hep ‘onlar’ın korunduğunu, dokunulamaz olduklarını duyarak adım saydım. Bulduğu ilk kaçış yoluna can simidine sarılır gibi sarılanları gördükçe yarınımdan korkar oldum. Dedim ya, ‘biz’ olmak nasıldır bilemedim önceleri. Arkamda değil tam karşımda hep başkaları için duruldu. Yüreğini sımsıkı ellerinde tutarak, bir sen varsın denildiğini romanlardan okudum.

Add a comment

6-H1

  • PDF
Tansel Kaya

Bunca zahmete değmemis olmasına aldırmadan batıyordu lanet güneş. Battığı yeri merak ederdim hep. Cin-Toniğinden aldığı her yudumda biraz daha soyulduğunu tastamam bilerek, yine de etrafinda bu kadar bakımlı ama varlığını yalnızca kalabalık ve gürültülü yerlerde kıç sallayarak ispatlayabileceğine inanan kızlar görmeye pek de alışık olmadığından, yine de sürekli orada bulunmasi gerektiğini hissettiren parlak bir gece kulubüne batıyor olmalıydı. Belki de battığı yerde onu muhtemel bir sabırsızlıkla bekleyen, kızgın göktaşlarının tecavüzünde daha az sıklıkta kurban edilmiş, alımlı  başka bir gezegen vardı.

Add a comment

Baska Dergi Site Haritası

Günlük Gazeteler

  • Hürriyet
  • Milliyet
  • Sabah
  • Akşam  
  • Cumhuriyet
  • Posta
  • Radikal
  • Zaman
  • Haber Türk
  • Vatan

Sağlık

Düşünce

Seyahat

Kültür Sanat

Spor

Kısa Kısa Kitap

Dağı Delen Irmak

Book Review

Dağı Delen Irmak, Kemal Karpat’la yapılmış bir “nehir söyleşi”. Kemal Karpat, bu kitapta, tarihin anlam ve önemini, kendine özgü bir uslupla, herkesin anlayabileceği arı duru bir Türkçe ile  anlatıyor.