Sat11182017

Last update05:30:48 AM GMT

Back Edebiyat Edebiyat Yaralı Dil

Yaralı Dil

  • PDF
Cem Uysal

“Yeremya ortadan kaybolmuştu ve kimse benim dilimi anlamıyordu. Ben onlar için anlaşılmaz biçimde konuşan bir vahşiydim. Kayıtsızca başlarını sallıyorlardı. Kaybolan dilim. Hiçbir şey anlatamamak, ne yemek, içmek gibi alelade şeyleri söyleyebilmek, ne de niçin, nasıl gibi gerekli kelimeleri kullanabilmek. Yalnızca kafamın içinde yankılanabilen susturulmuş dilim. Adlandırılamadıkları için sonsuza dek kaybolmuş cisimler. Yanıtsız kalan sorular. Üç, beş kelime konuşabilmek için bir tek çocuğun bile olmayışı. Sessizlik. Beni deli mi zannettiler acaba? Herhalde. Uzun bir ay boyu beni adeta terk ettiler. Boşluktan kurtulmak için sürekli konuşarak odayı arşınlıyordum. Mişna’dan koca koca pasajlarla eskiden köyümüzden bir öğrencinin dayak tehdidiyle bana ezbere yinelettiği Raşi’nin yorumlarını okuyordum. Bitirince yeniden başlıyor ve kelimeler tüm anlamlarını kaybedinceye kadar sonsuza dek sürdürüyordum bu işi. Bu müzik beni yakınlarıma, Yeremya’ya, bütün kaybettiklerime bağlıyordu. Alfabeyi ezbere okuyordum. Rakamları sayıyordum. Ve boğazım kuruyarak oturduğum vakit, bildiğim bütün kelimeler, üstünde bütün geçmişimin yüzdüğü bir deniz gibi, kafamın içinde tekerleniyordu. Yapabileceğim başka hiçbir şey yoktu.” *

 

Metindeki kahraman Yesu Karillo, kendisinden yaşça küçük bir başka çocuk Yeremya’yı uzun ve zorlu yolculuktan sonra kaybetmiş, kendisini bir Hıristiyan bakım evinde bulmuştur. Her iki çocuk anne ve babalarını köylerine Kazakların baskını sonucunda yitirmişlerdir. Ebeveynlerinin ölüm nedeni yalnızca Yahudi olmalarıdır. Anlatının bu noktasında Yesu güncesinde geçmişte yaşadığı bu olaylara geri dönmektedir. Bir dilin bir çocuk ya da bir kişi için ne anlam ifade ettiğini dile getirmektedir. O küçük çocuğun ana dilini yitirmemek-ki o zaman bütün geçmişi ve kimliği yok olacaktır- için eski İbrani metinlerine büyük bir umutsuzlukla nasıl sarıldığını anlatmaktadır.

İşte bu nokta, önümüzdeki yılların büyük sorunlarından biri olacak ve hâlihazırda da bir problem olarak ülkelerin önünde çözülmesi gerekli bir mesele kendini dayatan sorunsallardan birisidir. Sorun yalnızca ulus devletlerin kendi ülkelerindeki diğer dillere yaşama hakkı tanıması değil, aynı zamanda söz konusu devletlerin kendi kültürlerini küreselleşme içinde hükmünü sürdüren hâkim dil İngilizce karşısında koruyabilme sorunudur. Yani alttan ve üstten ikili baskı söz konusudur. Hatta üstten bir de Avrupa Birliği gibi girilmek istenen ekonomik birlikteliklerin baskılarını hesaba katarsak üçlü bir baskı bile söz konusu edilebilir ulus devletler için.

Alıntı yaptığım öykünün devamına gelince, Yesu yetimhanede geçen süre içinde yeni dili (Felemenkçe) kavrayıp rahibin karısının koruması altına girer ve oldukça ayrıcalıklı bir konum edinir. Sonrasında Sara adlı Yidiş konuşan bir kızla karşılaşır.

“ Kızın deli olduğunu düşünüyor, öyleyken konuşmasını dinlemekten kendini alamıyordu. Uzun zamandan beri unuttuğunu sandığı sözcükler, zamanla daha güzelleşmiş olarak, belleğinin yüzeyine yükseliyordu. Sara Yidiş konuşuyor, Yesu ise onun sözünü kesmiyordu. Ama ne diyordu? Keşfi Yesu’yu dehşet içinde bıraktı. Anadili belleğinden hemen hemen silinmişti. Bir tümcenin yapısını kavrayamıyor, sadece şuradan buradan birkaç sözcük yakalayabiliyor ve ancak bunlara dayanarak Sara’nın söylediklerinden bir anlam çıkarabiliyordu.” **

Çok kısa süre sonra Sara’yı da kaybedecekti Yesu. Bir sabah yetimhanenin bahçesine Yahudi bir grup gelecek ve Yesu’ yla Yidiş konuşmaya çalışacak ama o da inatla Felemenkçe cevap verecekti.

“...Hayır, anlamıyordum. Hayır, Yidiş dilini, annem ve babamla birlikte katledilen bu dili konuşmuyordum. Bunu niçin yüzüme çarpıyorlardı sanki? Unutmak, artık ağlamamak, hatta artık hayal bile etmemek için az mı çaba harcamıştım. Bu kadarı yeterdi. Katledilen o insanlardan değildim ben. Değildim artık. Düzgün giyinmeyi, toplum içinde nasıl davranılması gerektiğini biliyordum. Yidiş’i artık hiç konuşmayacaktım.

Ve yabancıya, bütün çağrıştırdığı şeyler nedeniyle kötü kötü baktım. Adam Sara’yı da benden uzaklaştırarak grubuyla gittiği zaman, arkalarından koşmak, beni bağışlaması için ona yalvarmak istedim. Ne çare ki artık çok geçti. Seçimimi yapmıştım. ***

* İzmir’in Çılgın Dedikoduları, Claude Gutman, Cep Kitapları, Sayfa: 44-45

** İzmir’in Çılgın Dedikoduları, Claude Gutman, Cep Kitapları, Sayfa: 48-49

*** İzmir’in Çılgın Dedikoduları, Claude Gutman, Cep Kitapları, Sayfa: 50-51

Yaralı Dil

Baska Dergi Site Haritası

Günlük Gazeteler

  • Hürriyet
  • Milliyet
  • Sabah
  • Akşam  
  • Cumhuriyet
  • Posta
  • Radikal
  • Zaman
  • Haber Türk
  • Vatan

Sağlık

Düşünce

Seyahat

Kültür Sanat

Spor

Kısa Kısa Kitap

Dağı Delen Irmak

Book Review

Dağı Delen Irmak, Kemal Karpat’la yapılmış bir “nehir söyleşi”. Kemal Karpat, bu kitapta, tarihin anlam ve önemini, kendine özgü bir uslupla, herkesin anlayabileceği arı duru bir Türkçe ile  anlatıyor.