Sat11182017

Last update05:30:48 AM GMT

Back Edebiyat Deneme Okuduklarımız ve Davranışlarımız

Okuduklarımız ve Davranışlarımız

  • PDF
Hülya Özdamar

Gel bireyi bireyden oku

Yas eğleme gönlünü

Çare aşkın gözlerini dağlamalı

Yunus, Plautus gibi

 

Doğurganlığını eksik etme beyninden

Akıp gitsin şelale gibi çoğalarak içinden

 

         Ilık bir meltemin estiği yerini lodos tufanına bırakmadığı bir gün, yaşam alaca şafak karanlığından çıkmış güne el uzatıyor, gün gülümsüyor güne, güneş ışınlarıyla birlikte yeryüzüne bakışlarını gönderiyor, sevgilerimizin, nefretlerimizin sarıldığı bir örüntü kıskacı içinde günle barışmayı amaçlıyoruz, tedavülden kalkmaya hazır, gücü yeten ve yetenin kıyasıya birbirine karşı savaş açtığı yeryüzünde beyinlerimize yerleşmiş ve kapalı kalmış iyiliği,  doğruluğu ortaya koymaktan çok her nedense bilinmez bir saçmalık ve anlamsızlık içinde debeleniyoruz. Gün doğdu artık,  çirkin ve güzel tüm gelgitleriyle birlikte iç içe.

     Beden kımıldadıkça uyanan her nefes açlığını duyumsuyor, “açız” diye bağıran her ağız acaba gerçekte neyin eksikliğini yaşamakta? Dönülmez noktada gereksinim duyulan bu yenilginin çaresizliği nedir? İsmi koyulmadık tarihsel bir girdabın içinde yok olma işaretlerini taşıyan “açız” neyin sonucu? Beden can çekişiyor kala kaldığı yerde, zemin sert mi sert, ağız köpürüyor, anırmakta bedeninin her köşesi, koşullanmış şartlanmalarla bedenin büyümesine seyirci kalan toplum günden güne yetkin gücünü kaybetmekte onarılmaz sancılarıyla birlikte, beyin susamış, beyin aç, beyin kişilik olgunluğunun verdiği döşenmiş yolların aralığında,

“iyi birey”e muhtaç. Böyle bir bunaltı içinde bireyin tutunacağı dal, izleyiciyi yol kendisini geliştirmek ve yarınını düzenlemek için belirlediği hedef “ kitap okumak”,  kitaplar arasında okuduğu eğitmenlerin dizelerini, satırlarını içine sindirerek, beyninde olgunlaştırıp yaşatarak yaşamını sahiplenme yolunda adım atmak çünkü: biz bireyler birbirimizin eğitmeniyiz, farklı görüş ve bakış açılarıyla olayları değerlendirme yetisine sahibiz.

    Evet, kitap okuyoruz, satır aralarının içinde kalmış yaşam mücadelesini veren, her ne koşulda olursa olsun iç benliğindeki nitelikleri koruyan bireylerin çabalarını ve savaşımını öğreniyoruz. Yeterli mi bu öğrenim? Nasıl olabilir ki! Davranışla uygulamadıktan sonra bu çaba ve savaşımı.  Sadece ön görü sahibi olur birey dehlizlerin içinde yatan kelimelerin anlamında, bir bireyin nasıl olması gerektiğini dile getirir kelimeler, satırlar, davranışsal bilinç seçimini okuyucuya bırakacaktır bundan böyle, yüzyıllardan itibaren “insanlaşma- insanca yaşama” sürecinden geçen birey davranışlarıyla kendini “insan severliğe adarsa ve okuduklarından elde ettiği sonucu uygularsa toplum tarafından olumlu ve olumsuz tutumlara göğüs gerip baş etmek zorunda kalacaktır. Helenistik dönemden geçip günümüze kadar uzanan bu yüzyılda sevginin, dostluğun, barışın zeytin dalı ayrıca agnostik felsefenin savunucusu olan Yunus Emre kendini içselleştirip çağlar ötesine ulaşan “insan severlik” kavramını yaygınlaştırmak için yeri göğü inleterek dolaşırsa bu davranış bilinç olgunluğuna erişmiş bireyi de “saflıkla, abdallıkla” aşağılama, yargılama ve suçlamayla karşı karşıya bırakmış olmuyor muyuz? Yunus’u anlamak için “empati” davranış bilincine ulaşmak gerek, yoksa onun adına atfedilmiş olan ödüllerin hiçbir anlamı kalmaz. İngiliz analitik felsefenin kurucusu, eğitimci, sosyal reformcu, politik eylemci, özgür düşünür pasifist ve barışçı olarak yirminci yüzyıla damgasını vuran kişiliklerden biri Bertrand Russell,  Birinci Dünya Savaşı karşıtlığı nedeniyle ülkesini terk ederek Amerika’ya eğitmenliğe kaçmış yılmaz bir “savaşçı”, direngen bir kişilik, insanın insanı yok etmesine karşı verdiği savaşımda “kim hüzün sancılarıyla kıvranır duygusal düşünce birlikteliğini” sağlayan bir rehber, bireyin kendisiyle barışık olmasının tek seçeneğinin neden-sonuç ilişkisi içinde ele alınmasının ve  “barışı”, “insan severliği davranışsal bilincin geliştirilmesinde uygulanmasının gerektiği onun temel hedefini oluşturmakta. O “çılgın” mıdır?  Yoksa “hayalperest” mi? Tabii ki hayır.

    Yüzyıllara uzanacak zaman dilimi içinde varlığını sürdürecek yeknesak giden evrendeki tek düzelikte. O zaman hem kendimizle hem de toplumumuzla ilgili sağlıklı ve düzeyli bir iletişim kurmak için okuduğumuz her kitapta, gördüğümüz her resimde, çektiğimiz her fotoğrafta bizlere verilmek istenen mesaj “insanca” yaşama arzusu, evren “insanlaşmamış” bireycikler içinde can verip can alıyor: evren “insan” arayıp “insanlaşmak” istiyor eğitilen duygularımızla birlikte.

    Birer birey olarak biz saldırganlık içgüdülerini bir kenara bırakarak okuduklarımızı uyguladığımızda anlamsız ve değersiz bir takım yakıştırmaları mı uğramalıyız?

“Saflık” derecesinde“ cahillikle mi suçlanmalıyız? Kendini “Tanrı” gibi mi görüyorsun? Nasıl bu kadar iyi oluyorsun? Bu söylemlerin ölçütü nedir acaba? Kendimiz ve karşımızdaki bireyin kişilik sınırlarının davranışsal bilinç açısından farkındalığını yadsımamanın yaşamsal temel çizgide önemli bir rol oynadığı kaçınılmaz bir gerçekçiliktir, üzerinde durduğumuz en belirgin ve açık konunun toplumsal sayrı olarak kabul ettiğimiz, sokakta, caddede, iş yerinde v.b.’de rastladığımız bireyciklerin karşıdaki kişinin duygusal düşüncesini kullanarak kendi çıkar ve menfaati doğrultusunda davranışsal bilinç uygulayarak “kitap kurduyum”, “insan severim diye kendini kandırması, oyalaması ve sosyal yaşamda bu davranış kalıplarının geçerliliğini yaygınlaştırmak için elinden geleni yapması. Temel sorun işte bu,  Plautus tarafından kullanılan “insan insanın kurdudur” davranışsal bilinci her zaman ve koşulda etkisini toplum içinde sürdürecek mi? İnsan ne zaman “insan” olacak?

    Yelkovan ve akrep ikiz olup yürüyor, bir bakmışız ki ayrılmışlar, biri sağda, diğeri solda, zamanın soğutmadığı gerçeğini ruhsal erk eritip bir kenara atmış, renkler gittikçe solmuş, zaman evrene dur durak bilmeksizin nefes aldırmıyor ama yaşam her şeye karşın devinim içinde,  ruh güzelliği uyandırıyor evreni erdemli olan iyilikle, doğrulukla, dürüstlükle birlikte.

 

                                                                                                            

 

 

                                                                                  

Okuduklarımız ve Davranışlarımız

Baska Dergi Site Haritası

Günlük Gazeteler

  • Hürriyet
  • Milliyet
  • Sabah
  • Akşam  
  • Cumhuriyet
  • Posta
  • Radikal
  • Zaman
  • Haber Türk
  • Vatan

Sağlık

Düşünce

Seyahat

Kültür Sanat

Spor

Kısa Kısa Kitap

Dağı Delen Irmak

Book Review

Dağı Delen Irmak, Kemal Karpat’la yapılmış bir “nehir söyleşi”. Kemal Karpat, bu kitapta, tarihin anlam ve önemini, kendine özgü bir uslupla, herkesin anlayabileceği arı duru bir Türkçe ile  anlatıyor.