Sat11182017

Last update05:30:48 AM GMT

Back Düsünce Kısa Yazı Kirletilmiş Yaşamlar

Kirletilmiş Yaşamlar

  • PDF
Hülya Özdamar

                                                                Canım Babam Ahmet Necmettin ÖZDAMAR’ın Anısına”           

Anaforlarda saklıdır yaşamın gerçeği

Yarını olmayan yalnızlıkların içinde savrulan

Yitirilmiş benliklerle durgun akan nehir örneği

Söz verilipte tutulmayan bugünler geleceğin simgesi

Lâvlardan fışkıran kor alevler örtmez ruhumuzdaki ateşin

Sancılanan rengini

Ruhu uçmuş yaşamlar uçsuz bucaksız denizlerin uğultusu ile

Yankılanmakta karışmış gökyüzünde

Beyazın kırmızıyla üleştirmesinde olduğu gibi

Alıştık sayılır artık kendimizle dost olmaya

Dost bildiklerimizin bizi arkamızdan vurmaları

Erdemin yüceliğini anımsatarak ana rahminde büyüyen

Bir bebeğin canlılığını korumakta

Direngen kişiliklere gereksinim duyarak

Mücadele etmek gerek

Bu ölgün kişiliklerle

 

     Yarı yolda kâğıtla buruşturulup bir kenara fırlatılmış yaşamımız dorukların tepesinde erimiş buzul örneğidir, sanki. Unutmuşuz geceyi, gündüzü, dinmeyen gürültüsünün evrenin. Uyuyoruz buğulu gözler içinde küçük bir çocuğun masumiyetinin kanatları altında. Böylece devam ediyor yolumuz sınırsız keşmekeşliğin bizi yönlendirmesinde çizdiği harita gibi.

     Heyhatların içinden yankılanıp geliyor sesimiz, “Sisfos Söylencesi” ndeki gibi en tepeye çıkıp en aşağıya inmek şeklinde seyretmekte yaşam, düş kırıklığı ve tutku, iniş çıkışlar sırasında yaşanan derin sarsıntının yoğunlaşmasından doğmakta ve bununla birlikte yaşamın doğallığı çocukluğunda yatmakta bireyin. Ebeveynlerin tutarsız davranışlarının etkileri çocuklarının kişilik izleklerine dâhil edilmekte, böylece herbiri gölge oyunundaki gibi gerçekleştirilmeyi bekliyor. Bilinçdışına itilen ve orada tutulan dürtüler, istekler, anılar ve duyguların bilinç düzeyine çıkması genellikle benlik tarafından kabul edilmez, çünkü üstbenlikçe yargılanarak yasaklanan ve benliğe acı, bunaltı veren öğelerdir, bu nedenle bastırılarak bireyin beyninde iz bırakırlar, karşı cinse yönelik aşırı çelişkili tutumların geçerliliği ile bilinen ve uygun olmayan özdeşim belirtileri gösteren   “ödipus karmaşasını” örnek verebiliriz.

       Hüzünlü bir duygusal düşüncenin bakış açısı olan bir gölge oyununda yalanla gerçeğin birbirine ait olguların olmadığı saptanarak varlığın değişik görünümlerinin oldukları geçerlilik kazanmıştır. Oysa bireyin geçmişinde uğradığı düş kırıklıklarını kabullenmek zorunda olması gerektiği benimsetilerek basit arzulara ve dürtülere dayanan sevginin uyumsuzluğu göz önündedir, artık. Bu yüzden sorunumuz, “sevgi” nin “öteki” ile kurduğu iletişiminde elle tutulur gözle görülür somut yaklaşımlar içinde açık ve net olması gerektiğidir, birey’in en büyük kavgasının “sevgi” yi bilinç düzeyine getirmekle birlikte onu eylemleştirme işlevinde gerçekleştirip gütmesidir.

       Sevgi bilincini algılama duyarlılığında keşfeden birey yaşamın içsel devinim güzelliğine sahiptir. Bu amaç doğrultusunda; yaşamın odak merkezinde “özgüven” duygusunun ruhu sarmaladığı davranış niteliğinde yatmaktadır, kendisinin ne istediğini bilen bireyin bilinci “öteki” nin kendisine karşı yönelttiği zorbaca tutumlardan dolayı “kişilik hakları” nı koruyarak değerli olduğunu duyumsamak isteyecektir.

         Birey kendisi dışında “dostluk” kuran bir varlık olarak içinde yaşadığı evreni kendine uyarlamaya çabalamaktadır, evrenin kendisiyle çelişik yönlerini yok etmeye çalışıp kendi iç düzenini de yenileyerek yaşamla arasındaki yabancılaşmayı önlemek isteyecektir.

         Peki, o zaman bu dönüşüm ile birlikte “insanlaşma” ne zaman yolculuğuna başlayacaktır? Bireyin “içindeki ben” ile “ötekinin beni” nasıl bütünleşecek? İşte, insanlaşma sürecinde insanca yaşama gerçeği için birey doyurulmamış duyuların etkileşimi ile birlikte davranmayarak ( örnek olarakaçgözlülüğü, adamsendeciliği, işine geldiği gibi davranma, menfaat severliği) evreni yönlendirmeye ve “Ben bir bireyim” dik duruşunu sergileyip “Benlik Haklarını” savunmayı uygulamayla ortaya çıkacaktır.

        Duyularının esiri altında ezilmiş bireylerin davranışlarıyla bilinçlerini “birey olma” yönünde kullanmış kişiler arasında yaşanan ikilemler ve çelişkiler, bireyi yalnızlaştırıp ölümün sessizliğini ve durağanlığını havada savrulan bir toz bulutu gibi yok olmasına nedendir.

       “Öteki” ni sürekli tehlikeli bir oyuncak olarak kalıcı kılıp yaşamı bir amaç olmaktan çok araç gibi görmesi “insanlaşma süreci” nin bir simgesi sayılan “ sevgi” yi satın alınıp kullanılan bir madde biçiminde kabul etmekten geçmektedir.

         Hâlâ,  bu yüzden, “sevgi” yi anlamayan, niteliksel değerinin bilincinde olmayan bireylerin yeryüzünü emeği ile birlikte biçimlendirmesi olası değildir, olanaksızdır.

 

Kirletilmiş Yaşamlar

Baska Dergi Site Haritası

Günlük Gazeteler

  • Hürriyet
  • Milliyet
  • Sabah
  • Akşam  
  • Cumhuriyet
  • Posta
  • Radikal
  • Zaman
  • Haber Türk
  • Vatan

Sağlık

Düşünce

Seyahat

Kültür Sanat

Spor

Kısa Kısa Kitap

Dağı Delen Irmak

Book Review

Dağı Delen Irmak, Kemal Karpat’la yapılmış bir “nehir söyleşi”. Kemal Karpat, bu kitapta, tarihin anlam ve önemini, kendine özgü bir uslupla, herkesin anlayabileceği arı duru bir Türkçe ile  anlatıyor.