Tue07222014

Last update05:30:48 AM GMT

Back Düsünce Kısa Yazı Bir Noktadan Kaç Doğru Geçer?

Bir Noktadan Kaç Doğru Geçer?

  • PDF
Zeynep Arpacı

Bir noktadan kaç doğru geçer?

Sonsuz!

Ne çok “doğru” var. İlkokulda öğretmişlerdi daha, ama ne ütopik ve hatta ne fantastik gelmişti o zamanlar; o motto gibi, slogan gibi beynime, bilinçaltıma, bilinçüstüme, bilincimin bilmem neresine, benliğime işlenmiş cümle.

Büyürken ben, karaydı tahtalar. Tebeşirler tozlu ve kalındı. Kalın ve tozlu tebeşirlerin “öğretmenin” elinde tahtaya bıraktığı orta halli bir yuvarlak olurdu ki güya o da noktaydı. Sonra o noktayı baz alıp, hatta o noktayı göbek yapıp 360 derecelik bir açı oluşturacak şekilde etrafına gelişigüzel çizgiler çekerdi “öğretmenim”.

Öğretmenim, canım benim. Sadece ilköğretim hayatım boyunca bile 3 okul değiştirmiş olmama rağmen nokta her zaman orta halli, noktayı göbeğine alıp salkım saçak çizilen çizgiler ise hâl’den epeyce uzaktı. Uzaktı ama bilirdik biz, onların adının her birinin bir “doğru” olduğunu.

Sonra lise oldu. Başarısız geçti. Fizik, kimya, biyoloji, matematik hak getire. Ben yine de aklıma kazıdım ama bir ufacık ya da bir orta halli, hadi abartayım, bir kocaman noktadan –cüssesinin ebatı bizi bağlamazdı- sonsuz doğru geçtiğini.

Liseye geldim. “öğretmenim” oldu “hocam”. Parmak değil el kaldırıyorduk, daha cool’du el kaldırmak, aşağıdan, aşağıdan. Buna rağmen yani işte diyeceğim o ki, bütün bu değişimlere rağmen, öğretmene hocam dememe, parmak yerine arkadan ufacık bir eli hafif göğüste tutmama, eteğimi kısaltmama, saçımı açmama, kaşımı almama, âşık olmama filan rağmen, o bir noktadan hep sonsuz doğru geçti.

-Sonra büyüdüm.

Üniversitede konusu bile geçmedi.

-Sonra amerikaya gittim.

Hiç adı anılmadı.

-Sonra çalıştım.

Kimse bahseder olmadı.

-Sonra kovuldum.

Aklımın ucundan geçmedi.

-Sonra çok sevdim.

Ağlamaktan sorgulayamadım.

-Sonra zaman geçti. Çok zaman geçti. Çok giden oldu. Çok söven oldu. Çok susan oldu. Çok seven oldu. Geri gelen oldu.

Sonra anladım işte.

Geri gelende anladım.

Herkes kendisine öğretildiği gibi yaşıyordu. Hepimize, o, okumaya başladığımız zamanlardan itibaren aynı “şey” öğretilmişti.

“bir noktadan ‘sonsuz’ doğru geçer”

Ve doğru hayatıma işlemiş, daha doğrusu hayatlara işlemiş müthiş bir metafordu!

Hepimiz hiçbir zaman beğenmediğimiz eğitim sisteminin, birer “haklı” askerleriydik aslında. Hepimiz birer nokta olduğumuzu da yalnızca bu “noktada” kabul ediyorduk. Onun dışında hâşâ sırf içinde ‘nokta’ geçtiği için bile “nokta’lama işaretleri”inden herhangi biri olmayı göze alamazdık. Ne münasebet!

İşin içine “doğru” luk girince en tozlu tebeşirin bile vesile olacağı bir orta halli noktayı ‘benlik’e kurban edebilirdik.

Senin konuşman gereken yerde ve konuşman gereken zamanda susman, senin içinde kabul görmüş sonsuz “doğru”ndan yalnızca bir tanesi idi.

Benim doğrum ise “senin” diye başladığım cümlemin içerisinde apaçık gizli idi.

Gerçek ne peki?

Hakikat ne?

Bildiğim tek şey, içimde sonsuz doğrunun olduğu ve kendi doğrularımı taşıyan küçücük hatta “hiç” kadar bir nokta olduğum.

Hâsılı; bir nokta’dan sonsuz “haklı” geçer.

Haklı kim?

Hangimiz?

z.a.

isam- 12 mart 13.

Bir Noktadan Kaç Doğru Geçer?

Baska Dergi Site Haritası

Günlük Gazeteler

  • Hürriyet
  • Milliyet
  • Sabah
  • Akşam  
  • Cumhuriyet
  • Posta
  • Radikal
  • Zaman
  • Haber Türk
  • Vatan

Sağlık

Düşünce

Seyahat

Kültür Sanat

Spor

Kısa Kısa Kitap

Dağı Delen Irmak

Book Review

Dağı Delen Irmak, Kemal Karpat’la yapılmış bir “nehir söyleşi”. Kemal Karpat, bu kitapta, tarihin anlam ve önemini, kendine özgü bir uslupla, herkesin anlayabileceği arı duru bir Türkçe ile  anlatıyor.