Sat11182017

Last update05:30:48 AM GMT

Kırıntı/2

  • PDF
Tansel Kaya

Oyun parkındaki yerini kaybetmemek için son ana kadar çişini tutmaya yemin etmiş ufak bir piç inadıyla dikiliyorlardı. Minik morgu temizlemeyi yeni bitirmişlerdi. Yerleri çamaşır suyuna bulayıp iyice ovaladıktan sonra, ceset soğutucu dolaba rahat yerleştirilebilsin diye basamak olarak kullanılacak; sıradan, metal ve dikdörgen masayı parlattılar. Müthiş finale "merhum soğutma üstadı" adını haketmiş altı ölü kapasiteli makinacık kalmıştı. Parıldıyordu sonunda. Eğer ölü ölme işinde biraz geç kalabilseydi bu parıltıyı onu çağıran ışık bile sanabilirdi. Hani şu ilahî olan.

Onlar ilgi çekici görevlerine boğulmuşken hünerli bulutlar, renklerini çaldıkları gökyüzünü merasime uygun, koyu bir tona sürüklemişlerdi.

İşlerini bitirip etrafa saçıldılar. Kalabalık giderek artmaya başlamıştı. Yakınları cesedi beklerken, tam o an geldiğinde nasıl davranacaklarını, hüzünlü yüzlerini ne kadar buruşturacaklarını tasarlıyorlardı. Tonin tabutu mu yoksa bir türlü boşalamayan yağmuru mu beklediğine emin olamadı. Etrafına bakınmaya, gözlerde yalansız, yıkıcı ya da konumundan memnun birinin bakışlarını aramaya başladı. Beraber sarhoş bile olamadıkları yeni yetme bir ceset için, hiç yoktan yere matem maskesi takmış görevdaşlarıyla çevrelenmişti. Sanki üzerine yapış yapış bir hüzün balgamı atmaya hazırlanıyorlardı. Toninse bu sıradanlığın tam ortasında, dudaklarına, tüm dişlerini sergileyebilecek bir sırıtış yerleşmesin diye dilini ısırmakla meşguldü. Aklına bir kase vanilyalı dondurma bulma umuduyla, merhum soğutma makinasının kabin kapaklarını her açısında yaşadığı hüsran geliyor, böyle yersiz bir beklentiye sahip olabilmesi onu gülümsemeye zorluyordu. Eğer geceleri ürkek adımlarla morga giren ve kabinlerin birinde sakladığı vanilyalı dondurmasını kaşık kaşık midesine gömen bir adam olsaydı, onunla mutlaka tanışmak isterdi. "Lanet olsun," diye mırıldandı. Ortada ne dondurma ne de ceset vardı. Hem de tüm tatlılara duyduğu tiksintiyi dondurmalara da yakıştırırken.

Muhtemelen o ceset yanında dikilenlerden daha samimi daha içtendi. Büyük planlardan yakasını sıyırıp kravatlı putperestlere, gece kulubü yosmalarına, kumarbazlara ve ayyaşlara aldırmadan uzanacaktı serin toprağa. Şanslı piç kurusu! Sırasını çalmış, önlere kaynamıştı. Şimdi tanrıların barbut attığı bu lanet şehirde, talihinin dönüp de sırasının geleceği anı beklemek zorundaydı. Toprağa ondan önce uzanan her beden, sanki Tonin'den bir parça çalıyor ve üstüne pis pis sırıtıyordu.

Burada ne yaptığını, bu boktan işe neden bulaştığını anımsamaya çalıştı. Devleti ona kanunların gerekli gördüğü bir kaç ceza kesmişti hatta bonkörce davranıp epey zaman konaklama sorunuyla bizzat ilgilenmişti. Dışarıya adım atar atmaz içkilere ihtiyacı olduğunu hatırlamış, bunun içinde paranın epey önemli olduğunu anımsamış, onu kabul edebilen işlerin arasında en prestijli olan morgda temizlikçiliği bu sayede kabullenebilmişti. Pek tutulan bir iş olmasa da beklediği kıvılcımı yakalayıp sigarasini yakana kadar, birkaç plak alıp sarhoş olmasına yetecek kadar kazandırıyordu.

Cezaevine son tıkıldığında gerekçe olarak mütecaiz sarhoşluk, özel mülke zarar, güvenlik güçlerine saldırı -en önem verdikleri buydu- gösterilmişti. Sicili göz önüne alındığında işler daha da çığrından çıkmış, sıradan bir sarhoşluk ve olağan seksle bitecek bir gece hücrede sonlanmıştı.

O geceden hatırlayabildiği son şey polis aracına tıkıştırılırken gözüne çarpan, gecenin o vaktinde neden gezindiklerini anlayamadığı ufak bir velet ve güzel göğüslü annesinin delici bakışlarıydı. Önce kadınlar ve çocuklar diye geçirmişti içinden kafasını polis otosunun kapısına gömdükleri sırada, neden bu bayat kural o anda işlememişti ki. Üstelik kadının kolaylıkla hamile bırakılıp yeni bir öncelik kazanma ihtimali bile varken.

Şu an ise, toplum soytarılarının tabiriyle özgürdü. En azından bir süre için. Özgür bir morg temizleyicisi. Bu ona komik geliyordu. Merasimin sonuna kadar kalması gerekmiyordu. Görevdaşları çoktan evlerine yollanmışlardi bile. Yine de o kalıp izlemeye karar vermişti. Bu hüzünlü anlar ona daha da umursamaz olabilme yeteneği kazandırıyordu. Müthiş bir vucudu olan ve herkesten çok daha az acısını belli eden, siyah dar elbiseli kızıl bir kadın dikkatini çekmişti. O sahnedeymiş gibi davranmıyor, yıpranmışlığını teşhir etmiyordu. İçtendi ve kırılganlığını içinde saklayabiliyordu. Kızıl saçları, başını örttüğü fuların yanlarından sızıyor ve her nasılsa ışıldıyordu. "Güzel parça" diye homurdandı. Umarım ceset soluk aldığı zamanlar bu kadının hakkını verebilmiştir.

Tonin de bir zamanlar evliydi. O da kadınının hakkını verememişti. Üstelik cenazesinde ağlayamamıştı bile. Acemi bir dul olan kızıla ve sırasını çalan bir türlü kendi merasimine gelemeyen piç kurusuna veda etmeye karar verdi.

Tembel bir hamleyle arkasına dönüp, yürümeye koyuldu. Karar verilmişti. Kendini evine iade edecekti. Sarhoşluğuna adanıp, birkaç plağı eskitip, arada çüküyle ilgilenicekti. Belki çabası bu gibi günleri unutmasına yardımcı olabilirdi. Birkaç dakikalığına bile olsa...

Kırıntı/2

Baska Dergi Site Haritası

Günlük Gazeteler

  • Hürriyet
  • Milliyet
  • Sabah
  • Akşam  
  • Cumhuriyet
  • Posta
  • Radikal
  • Zaman
  • Haber Türk
  • Vatan

Sağlık

Düşünce

Seyahat

Kültür Sanat

Spor