Sat11182017

Last update05:30:48 AM GMT

7

  • PDF
Tansel Kaya

Romanlarla kaplanmış masamın üzerinde, bulabildiğim ufak, boş bir köşesinde birşeyler karalıyordum. Son birkaç günümü Kerouac, Pavese, Celine romanları arasında bocalamakla, belki de bu kaçıkların benim sürekli kaçırdığım, tam göz ucumla yakaladım sanarken biranda yeniden yitirdiğim o lanet gerçeği, herşeyi yerli yerine oturtabilecek, toplum ucubelerinin kravatlı bir yaşam uğruna aramaktan korktukları ayrıntıyı bulabildiklerini umarak hibe etmiştim.


Ayıktım, ayıkken yazmakta hep zorlanıyordum. Ayıkken dünyayı anlamayı da pek beceremiyordum sanki, yine de aklıma koymuş denemeye karar vermiştim. Oturduğum yerden odama, hergün biraz daha bir hücreyi andıran bu basık dört duvara şöyle bir bakındım. Sarhoşken, esaslı bir şevişme sonrası ter içinde sigaramı solurken, kimi zaman mutlulukla bazen de kırgınlık içinde beklerken bu duvarlara bakınmıştım. Ama bu defa farklıydı sadece boş boş bakıyordum. Gözüme ‘topalların şairi’, ‘kızkardeş aşığının’ portresi takıldı. Eh be Byron, beni hep bir yanı eksik ve titrerken görecek değilsin ya! Bu defa da gözlerimde bir hayranın ateşiyle, umutla sana bakarken tanı beni. Sen bana en tutkulu, en içten şiirlerini verdin ya, bende öyle hissederek yaşıyorum kendi şiirimi.

Birkaç gün öncesinde çok sevdiğim, azizim dediğim kardeşim ve tek geçtiği kadınıyla oturup, biraya bulanırken, ne içten gülümseyebildiğimiz geldi aklıma. Zira benim gülüşlerim eksikti belki yine de diğer parçamın nerede olduğunu iyi biliyordum. Onları izlemeyi severdim. Her türlü kırgınlığı gözardı edip doyuyorlardı birbirlerine. Gülümsüyorsardı en aşık hallerini takınıp. Onların peşine takılıyordum sanki bu yolculuklarında. Yola, onları kaybetmeyeyim diye ufak sevinç kırıntıları serpiyorlardı; ben de çok acıkmıştım açıkcası. Her parçayı uzun uzun ciğniyordum.

-Son birkaç günü saymazsak, mutlusun be lordum, demişti samimi bir gülümseyişle azizim.

-Evet ve buna giderek alışıyorum.

-Sence bu bir sorun mu?

-Hayır. Hatta çok güzel kokuyor.

Belli ki, kendimi mutlu hissedittiğim zamanlar herşeyi elime yüzüme bulaştırma gibi berbat bir alışkanlık edinmiştim. Yıllardır istediği, heyecanla beklediği başarıya kavuşmuş ama şimdi ağlasa mı, büyük bir kahkaha mı patlatsa bilemeyen bir iş adamı gibi beceriksiz hissediyordum. Mutlulukla baş etmeyi yeni yeni öğreniyorum, diye geçirdim içimden ve öğretmenim şu sıra bana çok kızgın.

Birkaç saat sonra kasıklarımda yumruk gibi patlayan bir ağrıyla, barın tuvaletine olan yolculuğu yarılamış, bitiş cizgisi hayaliyle heyecanlanırken, kendini farkettirme edepsizliğine kapılmış, uzun boylu, esmer dağınık saçlı, yeni yetme serserilerden biri yanına yanaşıp, ne kadar sarhoş olduğunu ispatlamak istercesine patlatı verdi bombasını;

-Hey sen, deli gibi nereye koşturuyorsun?

Tuvaletlerin arkasına gizlenmiş, dizlere kadar suyun içine batıldığı, çıplak kadınların ilgilendiği dev bir pirinç tarlası olmadığına epeyce emindim. Bazıları diye geçirdim içinden, sarhoşlukla bile salaklıklarını kapatamıyorlar.

O günden beri bara gitmemiştim. Delice yağan karın altında üç- dört saat oturmak dışında, evden çıkmamış, kaçık yazarların bilgeliğine sığınıp, kahve üstüne kahve içerek kendi gerçekliğimi aramıştım. Ortada elle tutulur hiçbir gerçek yoktu. Varolduğuma dair kanıtlar bile şaibeliydi. Kimdim ben; esaslı bir serseri, gerçek bir aşık, birkaç harfin yanyana gelmesiyle oluşabilecek önemsiz bir isim, ufak çapta kendi küçük tanrısını oynayan bir aktör..

Yatağa uzandım, artık anlamıştım. Cevabın, o lanet ayrıntının bir parçasını görebilmiştim ansızın. Tanrılara inanıyor, bir dua biliyor olsaydım, belki sözcükler dökülü verirdi dudaklarımdan. Ben; hataları, tutkuları, kıskançlıkları, özlemleriyle hayata tutunan herhangi biriydim.

7

Baska Dergi Site Haritası

Günlük Gazeteler

  • Hürriyet
  • Milliyet
  • Sabah
  • Akşam  
  • Cumhuriyet
  • Posta
  • Radikal
  • Zaman
  • Haber Türk
  • Vatan

Sağlık

Düşünce

Seyahat

Kültür Sanat

Spor