Sat11182017

Last update05:30:48 AM GMT

6-H1

  • PDF
Tansel Kaya

Bunca zahmete değmemis olmasına aldırmadan batıyordu lanet güneş. Battığı yeri merak ederdim hep. Cin-Toniğinden aldığı her yudumda biraz daha soyulduğunu tastamam bilerek, yine de etrafinda bu kadar bakımlı ama varlığını yalnızca kalabalık ve gürültülü yerlerde kıç sallayarak ispatlayabileceğine inanan kızlar görmeye pek de alışık olmadığından, yine de sürekli orada bulunmasi gerektiğini hissettiren parlak bir gece kulubüne batıyor olmalıydı. Belki de battığı yerde onu muhtemel bir sabırsızlıkla bekleyen, kızgın göktaşlarının tecavüzünde daha az sıklıkta kurban edilmiş, alımlı  başka bir gezegen vardı.


Ne fark ederdi ki? Bana, bardağımdaki ılık biraya ve hatta sıkıntılarımı ezdiğim bu lanet mahalle meyhanesine aldırmadan batıyordu işte. Hergün biraz daha fazla kırılıyordum bu aceleciliğine. Açıkçası pek de vefalı sayılmazdı. Yine de son görevini yerine getiriyor, az da olsa aydınlatıyordu masamı. Bu tarz unutulmuş meyhaneleri severdim. Ucubeleri, korkakları, zorbaları çekerlerdi. Çoğu da bunalıma bile giremeyecek kadar yalnız insanlardı. İnsanlar böyle yerlere unutmak için gelirdi. İlk kadeh hep unutma, ardından gelenlerse unutulmama umudunu taşırdı.

Bu meyhaneye yaklaşık yedi senedir geliyordum. Hep aynı masalar, hep aynı yüzler. Arada bir maskelerin değistiği olurdu ama senaryo hep aynı kalıyordu; yalnızlık. Tam bu masada çok sevda eskittim, çok kırgınlık dağıttım kadehlerce. Sevdiğim herkes payına düşeni aldi. Ve arkamda bıraktığım kimse bir daha yakınımda olmadı. Hepsinden yakamı sıyırdım. “Fazla uzakta durmasin, ayıp” diyemedim hiçbir zaman. Ben tek bir şiire adandım.

- Naber deli? Yine dalmışsın deftere, kitaba.

Bu ses meyhane sahibi Deniz Abi'ye aitti. Kırklı yaşların sonunda, epeyce görmüş geçirmis, arkadan topladığı kırlaşmış uzun saçları olan incelikli bir adamdı.

- Hepten delirmemeye çabaliyorum üstadım. Kadehler de yardımcım.

- Yine keyifsizsin anlaşılan.

- Bu son birayla sıfırı tükettim. Ama ağır bir şeyler içmek istiyorum.

- Ne istiyorsan söyle, sonra hesaplaşırız, diyerek her zaman oturduğu masasına yöneldi.

Selam verip borçlu çıkmak işte tam buna denir. Yüzümde hafif bir gülümsemeyle hemen garsonu çağırıp masamın eksiklerini tamamlattım. Neredeyse bir şölen verebilirdim. Yalnızlar şöleni.

Birkaç kadeh üst üste dipleyip ayık olarak harcadığım onca zamanı telafi ettim. Henüz ağzıma bir lokma ekmek bile koymamıştım; ben keyfi kaçınca iştahı da hemen ardına takılan biriydim. Böyle zamanlarda sarhoş olmak en keyiflisidir. Bir kadeh daha doldurdum. Sıvı ekmeğim benimleydi. Son zamanlarda bir süperkahraman olduğuma epeyce ikna olmuştum. Elimde yeterli kanıt vardi. Hem de o çizgi romanlardakilerden çok daha yoğun bir gücüm olmalıydı. Ben bu şehrin en kolay vazgeçilebileniydim. Bu benim süper gücümdü; karşılaşılmayan insanlar için bile vazgeçilmek. Özel hareketim ise yok sayılmaktı. Fikirleriyle, düşleriyle, adanmışlığıyla bir hiçlik. İçine kendimden tüm parçaları koyup devasa bir şenlik atesi yaksam muhtemelen sadece dumanından rahatsız olurdu bakanlar. Telaşla uçan bir güveyi düşledim o an, bir yaprağı rüzgarda salınan, elimdeki kadehe baktım, Şirin Baba geldi aklima, adi piç kuruları, diyerek homurdandım, hepsinin yeri sağlam.

Kafamı kaldırdığımda tam karşı masama bir çift sigişiyordu. Kadiı kumral, masmavi gözleri ile buz gibi bakişları olan orta yaşın üstünde, epeyce renkli giyinmiş neredeyse “ben buradayım” yazılı, yanıp sönen elektrikli bir tabela taşıdığına ikna olacaktim. Adam ise ormana bir ay biraksan onca zorlugun üstüne bir de kilo alip gelebilecek türden bir bozayıydı. Esmer, uzun suratlı, seyrelmiş yine de her nasılsa jölelenebilmis saçları vardı. Adam sadece ve tam anlamıyla sıkıcıydı. Bir süre sonra beynimi delmeye çalisan bir ses saldırısı fark ettim. Kadın bavulun rengini ne denli beğenmediğini adama döver gibi anlatmakta hatta hiç susmamakta kararlı gibiydi. Adam ise sadece içiyor, kadehine sığınıyordu. Eyvah, dedim. Bir korku saldı içimi, eyvah.. O anda fark ettim, kim bu Slav kadını nasıl bizden, en dırdırcılarımızdan  birine döndürmüştü. Adamı eritiyordu. Eğer ona tam şu an bir isim- soyad vermem gerekse “Kadriye Yeter” bile yetersiz kalabilirdi.

- Evde yoktun, telefonunu da açmıyorsun.

Bu sözler Ateskral’ındı. Bu lakabı çocukluğumuzdan beri yalnızca hayatlarımıza damga vuran insanlarla gittiğimiz, saklı mekanımızı yakmaya çalışırken kazanmıştı. Neden? dediğimde “Çünkü yakabilirim” demişti tam o an.

- Pek keyfim yok. Kadriye Yeter’de cabasi.

- Ne?

- Boşver...

- Kavga mı ettiniz, sorun ne?

- Sorun benim süper gücüm...

6-H1

Baska Dergi Site Haritası

Günlük Gazeteler

  • Hürriyet
  • Milliyet
  • Sabah
  • Akşam  
  • Cumhuriyet
  • Posta
  • Radikal
  • Zaman
  • Haber Türk
  • Vatan

Sağlık

Düşünce

Seyahat

Kültür Sanat

Spor