AŞK NEREDE*

Bizim evin karşısındaki iki katlı ahşap evin müdavim kiracısıydı Aşk Abla.Bildim bileli oradaydı,hep kiracıydı.Hiçbir zaman kendine ait bir evi olmamıştı.’Dünya malı,uçan halı!’ derdi hep,olsa da uçardı.

Saçı turuncu,kaşı turuncu…(Ama kendisi ısrarla kızıl olduğunu söylerdi.)Şekerpare kayısı kıvamında biriydi bizim Aşk Abla.İsmide kendi gibi tuhaftı doğrusu! Çok sormuştuk:’Aşkın’ filan olmasın diye.’Yok’ demişti.’Aşk sadece Aşk..!Saf,katıksız,eklemesiz,çıkarmasız…Aşk!’ Tuhaf ,ama güzeldi.Farklı,ama özeldi.Mahalledeki herkesin bu kelimeyi unutmaya başlamasına inatla,tek dayanağı iki ahşap kolon olan,mahallenin o en eski evinde,dimdik dururdu Aşk Abla.
O güldü mü ben gülerdim,mahalle gülerdi ve dünya…Hasılı yedi alam gülerdi.O güldü mü her şey tamamdı,her şey yolunda ve Aşk yolundaydı zannımca…
Ama ağladığında…Dudakları büzülür,o güzelim gözlerinden inci mercan dökülürdü.Onun tabiriyle gözlerinden gemiler geçerdi.O ağlarsa dünyanın merkezi sarsılırdı.Hani’Dünya bir öküzün boynuzları üzerindedir.’ diye bir yalan vardı ya eskiden…Sahiden yalandı.Çünkü bizim nazarımızda dünya Aşk’ın gözlerindeydi.O ağlıyorsa bir şeyler yolunda değildi,belli…Belki güneş ısıtmıyor,yağmur yağmıyordu.Ve belki Aşk… O ağlıyordu.Aşk yolunda gitmiyordu.Yollar çıkmaza giriyordu.Feneri sönmüş sokaklarda trafik karışıyordu sanki... Karanlık bir matem sarıyordu her yanı…Yağmur öncesi bulutlar kaplıyordu göğü ve yağmur duası oluyordu tek ümidimiz.
Yağmur yağınca….İşte o zaman Aşk Abla gülerdi.Açılırdı hava.Bir başka okşardı güneş ruhumuzu..Bahar gelirdi,mahallenin gülleri donatırdı her yanı..İşte bu zamanlarda mahallede olmayı severdim.Okula gitmek bile gelmezdi içimden.Aşk Abla anlatsın ben dinleyeyim,anlatmasa da gülsün isterdim hep…Hatırlıyorum da…Küçükken:’Okula ille Aşk Abla da gelsin!’diye tutturmuştum.Ama olmaz demişti annem.’Aşk’ın yeri okul değil.’Belki haklıydı.Aşk hep eski ahşap evin penceresinde oturmalıydı.Ama şimdi düşünüyorum ve her okulda bir Aşk Abla olsun istiyorum.Her çocuğu avutacak bir masal olsun yanı başında.
Gerçekten masal gibi bir kadındı Aşk Abla.Bazen masal anlattığı da olurdu bize.Hiç kimsenin bilmediği masallar.Her birimizin ayrı bir masalı vardı.Zihninde tasarladığı her cümle masal değeri taşırdı gözümde...Geçmiş zamanlardan çıkıp gelmiş gibiydi sanki ya da dünyaya çok geç gelmiş.Melali anlamayan bir nesil içine düşüvermiş…İşte,bunun gibi bir çok çelişkinin ortasındaydı O!..
Çelişki.melişki…Her şey güzeldi.Güzeldi de…Bir şey vardı bizi üzen..Aşk Abla’nın gözleri kördü.Sebebini hiç kendi ağzından dinleyemedim.Çekindim soramadım da.. Ama anlatılanlar yetiyordu aslında.Aşk Abla küçükken bir hastalık geçirmiş.Çiçek hastalığı...Fakat ne acıdır ki bu hastalık,Aşk Abla’nın o güzel gözlerini perdelemiş.O günden sonra Aşk Abla’nın gözleri bir daha hiç görmemiş.Hiç bir doktor açamamış gözlerini…

O ki;gönül sazıyla içimizi titreten eşsiz abideydi.İki kaşıkçı elması taşıyordu sanki göz diye gözbebeğinde...Kör olmayan birçok kişiden daha iyi görüyordu her şeyi.Kör olan sadece gözleriydi...O görmek istediğini görüyordu her zaman .Attığı her adım doğruydu,görmese de baktığı her yer tam isabet!O mahalleden geçti mi bırakılırdı her şey...Herkes büyük bir hayranlıkla onu seyrederdi.Perdeli boncuk gözleri selam verirdi eşe dosta ve hatta düşmana…Bu haliyle bile bizi en çok o mutlu ederdi.
Dedik ya!’Dünya malı,uçan halı!’aldırmazdı hiçbir şeye .Kendi geçerdi kendisiyle dalgasını…Ve ona her şey yakışırdı.Körlük bile bambaşka bir asalet kazanmıştı onun gözlerinde…Mağrurdu…Ama gurur adı altında kuru bir inadın arkasına saklanmıyordu.Böylesi bir şeyin her şeyi alt üst edebileceğinin farkındaydı yani…
Yine de,ne zaman ne yapacağı belli değildi.İçinde bir ateş , ğöğsünü parçalayıp birden etrafa haykırdı sanki…Bu durumu da bize hep şöyle izah ederdi:
‘Bir şulesi var ki şem-i canın
Fanusuna sığmaz asumanın’
(Yani can mumunun öyle bir ateşi var ki;gökyüzünün fanusuna bile sığmaz!)
Sık sık söylerdi bu beyiti ve hepimizin de ezberindeydi.Ama çoğu zaman anlamazdık bu sözleri.Biz böyle söyleyince de ‘Melali anlamayan nesle aşina değilem!’derdi.(Hoş..!Biz o zamanlarda bunu anlamazdık….)

On dakika sonrasını kimse tahmin edemezdi.Plan,program yoktu onun kitabında.’İnsan anı yaşar.’ derdi.’On dakika sonra burada olacağım ne malum!’ Öyle ya!Bazı şeyler düşünülmezdi ki…Mesela insan’On dakika sonra aşık olmalıyım!’der miydi?Olurdu sadece...
İşte böyle…Bizi bazen güldürdü,istemese de bazen ağlattı.Yakan kavuran ama hep ayakta tutan anlar yaşattı bize ve o ahşap ev gibi,anıları biriktirip eskidik biz de…Peki ya aşk ?! O yaşlanmaz mıydı? Ev sahibi bile ölmüştü,evi torunlarına bırakıp…Ve bizim Aşk Abla hala kiracıydı.ya ben!...Ben bile eskimiştim doğrusu.. Ya da her sabah baktığım ayna eskimişti(!)Teselli işte!...
Şikayetçi değildim bu durumdan.’Keşke keşke Aşk hiç yaşlanmasa!’ diyordum.’Hep penceresinden bize baksa!Pencere kenarındaki çiçekleri sulasa!Hep masal anlatsa susamışlara…’ ’Biz onun yüzüne baktıkça çocukluğumuzun haylaz masumluğunu hatırlasak!Hiçbir şeyi unutmasak!’Ama hayal işte bunlar!Bunların hepsi bir hayal-i muhalden ibaret.Nasıl mı?
Bir sabah güneşin ruhumu okşayan sıcaklığıyla değil,alev alev yanan bir evin yakan aydınlığıyla açtım gözlerimi….Koca bir yangın!Ahşap ev güneşin ilk ışıklarında bir kıvılcım almış yanıyor,alevler gökyüzüne haykırıyordu.Ve birden iki satır belirdi belleğimde.’Bir şulesi var ki şem-i canın/Fanusuna sığmaz asumanın..’Dehşetle fırladım sokağa:’Aaaaaşk!’Bütün mahalle sokakta…Ev yanıyor içinde Aşk .Allah’ım! Bu nasıl şule?Ve bu nasıl can mumu ki eridikçe yakıyor?Söndürün,söndürün yüreğim yanacak!Kapkara dumanlar birazdan göğü saracak..
Fakat dilimin ucunda nafileler! Ne zaman erken geldi ki itfaiyeler!Yandı yüreğim çocukluğum…Yandı işte bütün pembeler…
Ahşap ev yandı,kül oldu adeta…Yerinde kömüre dönmüş odunlar…Aşk Abla da içinde kül oldu mu,bilinmez…’Evde kimse yoktu.’diye teselli bulanlar vardı sadece...Peki öyleyse Aşk nerede?
‘Aşk ,tren garında el salladığım iki kömür gözdü.Yandı,gitti...’diyordu senarist.Hayır,umuyorum ki aşk yanıp gitmedi.Ona dair hala ‘belki’lerim var bu hayatta…Belki,belki bir gün Aşk o eski evden arda kalan küllerin arasından alevlenip kalkar ayağa…Kim bilir,belki geri dönüp:‘Merhaba!’der eskisi gibi ..’Merhaba,ben geldim…Aşk…Tanımadınız mı?Hadi ben,melali anlamayan bu nesle aşina değilem de;siz o kadar mı unuttunuz beni?!..’
Unuttular Aşk Abla,ben dahil hepimiz seni unuttuk.Halbuki sen,yılların getirdiği bir hasret değil,ölümün bile yok edemeyeceği bir tutkuydun bir zamanlar…Belki öldün,belki hala yaşıyorsun.Ama nerede?Söyleyin!Onu gören oldu mu son günlerde?Neredesin Aşk Abla,neredesin?Tesellilerimiz zulada yerini ancak sen bilirsin!Şunu bil ki;sen yoksan gözlerimizdeki gemilerin yanaşacağı bir liman yok!Sen yoksan,Aşk yok!Aslını bırak,sureti dahi yok!Bari sen gel de söyle!Şimdi

AŞK NEREDE?
*(Hikaye Yarışması birincisi)